15 Mayıs 2026 Cuma

TEBRİZ

Gümrük işlerimizi bitirdikten sonra    dolmuşa binip   Tebrize doğru hareket etmeye başladık. Arabadaki  insanlar'la  sanki daha öncesinden tanışmış konuşmuş ve  dertleşmiş gibiydik .
İnsanda hiçmi tedirginlik olmaz,  bildiğin yok..  radyoda saf Türkçe müzikler çalıyor  ara reklama Farsça tanıtımlar yapılıyordu sessizce konuşuyor gibiydik arabadakilerle   yol dümdüz devam ediyordu çevresinde kısmı ağaçlık bir çok yerde  Anadolum'su tarzı bozkıra kendini bırakıyordu. Karpuz ve kavun satan seyyar satıcıların çevresinde baya kalabalık oluşuyordu. Farklı bir ülkenin olmanın yanında farklı bir zaman dilimine de geçiyor gibiydik bildiğin günümüz dünyasını kendi ekollerince yorumlayan bir ülkeydi. Hayatta ilk defa şeriatla yönetilen bir ülkenin topraklarındaydım. Yol direklerinde Ayetullah   Ali Hamaney ve Kumeyninin fotoğrafları vardı. Aklıma bir anda İskender Pala'nın Şah ve Sultan kitabı geliyordu  bu meraklı gözlerle hiç bir ayrıntıyı kaçırmayarak   dört saat   gibi  yolculuktan sonra Tebriz şehrindeydim. Geçmişim  şehirde bir yerde  bana bakıp hafif tebessüm ederek hoşgeldin diyordu,
hissediyordum  şoförün son durak demesiyle  ve bana kalacağım otelin yerini göstermesiyle artık Tebriz'i keşfetmeye başlayalım  .
Otelden içeriye girdiğimde resepsiyonda beni ablak suratlı gözleri hafif çekik sinek kaydı tıraş olmuş güzel bir Azeri Türk'ü abimiz babacan bir şekilde ve tebessüm ederek karşıladı Hoş gelmiş'şen aybalam ünlemesinden sonra  karşı koltukta oturmamı söyledi  oturduğum koltuğun karşısında  tekrardan Ayetullah Ali Hamaney ve Kumeyni resimleri bizi takip ediyor gibiydi gerçi bunlara hiç gerek yoktu Savaktan bir iki tane elemanla durumu idare ettirebilirlerdi. Neyseki bu kombin halimiz fazla uzun sürmedi  odama yerleştim  artık  tebrizdeydim 3 gün boyunca bu şehrin tadını çıkarmalıyım . 
Güzelce uykudan sonra sabah erkenden kalkıp kahvaltı yaptıktan sonra Lobideki ismi Aybek olan abimize Şehir hakkında danıştım neler yapılabilirliğine dair  gidip görülecek gezilecek yeri adım adım yazıp çizdi  hiç vakit kaybetmeden  gezime başlamıştım.
İlk durağım şah gölü oldu İslam devriminden sonra Halk gölü olarak değiştirildi ismi   girişte lunapark karşıladı beni  etrafı yürüyüş yolları çay bahçeleri ve bankalarla çevrili 1990 yılları hatırlatan nostaljik güzel bir park buraya halk gölü diyiliyor ama aslında bir havuzmuş ve ortasındaki bina ise kaçar sarayı imiş  restore edilip günümüzde Resturant olarak kullanılıyor  yürüyerek Tebriz kalesine geçtim öyle alalade bir kale değil 500 yıl önce yıkılan bir  camii üzerine  yapılan kaleymiş bu kalenin önemi ise dönemin idam cezalarının infaz edilmesiyle meşhur bir kaleymiş  ve şehrin kalbi'nin attığı yere Tebriz kapalı çarşısına gelmiştim bu tip yerlede halkı iyi analiz edebilme fırsatım olmuştu . Tebriz çarşısı İstanbul kapalı çarşışının belkide on katı büyüklüğünden içinde boş yer yok insan sığa bilecek yere kadar stand kurulup  satışlar yapılıyor. Ayetullah Humeyni'nin özlü sözleri duvarda yazılı  , İran'da devrim Tebriz çarşısından başlamıştır , bunu bir Fransız kanalına demeçte bulunarak söylemişti Humeyni. Gezip gördüğüm yerlerin pazarlarının belkide en büyüğü  ucu yok labirent gibi sokakları da kaybola kaybola dolaşıyorum  müthiş doğu kokan bir yerdi bu his tarif edilemezdi  yaşanılabilecek bir durum içinde  kıyafetten halıya baharattan altına kadar ne aranılırsa var  çevrede çok güzel Farsi ve Azeri Türkçesi müzikleri çalıyordu; insanın içi kıpır kıpır ediyordu   pazarcıların yüzler oldukça güleçti  kadınlar iş hayatında oldukça aktifti abartılı yapılmış makyajlar ve mahmur bakışlı gözlerle bizlere Farsça selamlar veriyordular. Biz Türkçe karşılık verince tatlı bir ünleme ile Hoş gelmişşen neçesen nasilsan Türkiye'de Hardan gelirsen Trabzon cevabını verdim bir çoğu biliyor ama çok az kısmı gezmeye gelmiş  tatlı sohbetler  yapa yapa pazarın her yerini geziyordum özelikle Halı ve Altın bölümü oldukça kalabalıktı dünyanın dört bir yanından halı siparişleri bile veriliyordu  Arap ülkelerinin  Türkiye Ve Avrupa'daki bir çok burjuvanın halıları bu pazardan gidiliyordu,  keza Tebriz ahaliside halı işinin hakkını laikiyle yapıyordu.   Yatırım öncelikle altın olarak tercih ediliyordu , İran Tümeni sadece günlük işlerde kullanıyordu.   İran'ın altın konusunda dünyadaki saygın ülkeler konumunda olduğunu daha önce biliyordum şimdi ise Tebrizde buna şahit olmuştum  tahta kale yi aratmayacak manzaralar hakimdi   günümün çoğunu burada geçirmiştim  ve çok güzel nüans ve doneler alıp ve Tebrizi hatırlatacak bir hediyede aldıktan sonra  otele geri dönüşmüştüm. Akşamları çok hareketli bir şehir  çay bahçeleri olsun parklar olsun dolup taşıyordu  çay kültürü oldukça hakimdi her yerde semaver kaynıyordu  

2. Güne Alman mimarili içinde müze olan belediye binasına girdim müzede şehrin eski fotoğrafları ve  şehirdeki değişiklikler ve eski haritalar sergileniyordu  şehirde kullanılan ilk taksi ilk yangın arabası büyük el dokuması halılar da bu müzede sergileniyordu yalnız arabaların Amerika ve Avrupa marka olması dikkatimden kaçmadı buradan çıkıp diğer müze olan Azerbaycan müzesine girdim bu müze üç büyük salon baçe ofisleri odalarından oluşuyor çoğunlukla İran Azerbaycanında çıkan kalıntılar sergileniyordu kütüphane kısmında ise  tarih arkeoloji  sanat ve İran kültürü hakkında yazılmış  bazıları el yazması olan 2500 den fazla  kitap bulunuyor  hatta çok sevdiğim yazar şair Firdevsi'nin kitapları bile vardı...
Tebrize gelipte   Camii görmemek olmazdı meşhur en eski Gök camiisi karakoyunlular döneminden  günümüze ulaşan bu camii Büyük depremde zarar görmüş kim bilir zamanında ne ihtişamıyla duruyordu  dışındaki ve içindeki çiniler müthişti camiden tatlı bir uğultu geliyordu sanki geçmişe ait 1400 lerde  bu camiyi cihan şah  yaptırmıştı kendisine ve ailesinin mezarı buradaki türbede bulunmaktadır camii bir hanedan mozalesi olarak sekizgen yapıda inşaa ettirilip sonsuzluğu betimleyen mavi renkte boyanmıştır..
Tebrizde en çok merak ettiğim yere şimdi gidiyordum müslüman ülkelerde böyle bir mezarlık varmı bilmiyorum ama gittiğim iki Ortodoks Hristiyan Rusya ve Ukraynada vardı  ve  Kadim Türk şehri tebrizdede olması beni çok mutlu etmişti  Şair ve Yazarlar mezarlığına 10 bin tümen vererek girmiştim girişinde bir anıt karşıladı beni  bu anıt mezarlığın önemli olduğunu hissetiriyordu en eski mezar 1072 yılında buraya gömülmüş olan esad Tusiye ait  ve  daha sonraları pek çok şair yazar buraya defnedilmiş özelikle Güney Azerbaycan bölgesinde  oldukça güzel bir histi  bu hissi Moskovaki novadeviçya mezarlığında ve livivdeki ünlüler mezarlığında hissetmiştim Trabzon'da Osmanlı döneminde Ayanlar mezarlığı vardı daha sonrasında kaldırıldı  burayıda gördükten sonra teleferikle Eynali dağına çıktım ve şehire kuş bakışı yapıp çay kahve içtik  hava kararmak üzereydi otele geçmek lazımdı yarın şehirden 50 km uzaktaki kandovan köyüne gidecektik...

3. Gün sabahı erkenden kalktık aparatif bir şeyler atıştırıp rehber eşliğinde  Tebrizin 50 km güneyinde bulunan Kandovan köyüne yol aldık  erkenden insanlar rızkının peşine düşümeye başlamışlardı yollarda kavun karpuz satılıyordu Hayatımda ilk defa deve kuşu çiftliğini burda  görmüştüm büyükce cusseleriyle kafalarını kaldırıp yoldan geçen arabalara bakıyordular. Altlarında devasa yumurtalar duruyordu daha toplanmamıştı, koyun sürüleri ağıldan çıkıp  sararmış bozkıra yayılıyordu  süreler baya büyüktü Bir şehrin Türkmen olduğunu çevresinde bolca koyun sürüleri olduğundan anlarız   ve sonunda kendovan köyüne geldik bizim Kapadokya'nın küçük bir kopyası gibi  peri bacalarının içinde kurulmuş evler dükkanlar vardı hem dışarıdan hemde orada üretilen peynir çökelek olsun hediyelik eşyalar satılıyordu çocukluğumun bakkal rafları gibi olmasının yanında bisküviler çikolatalar çocukluğumdaki gibi kokuyordular . İnsanda Retro duygusunu uyandırıyordu.  Köydeki ahali Türkçe konuşuyordu ama  Türküm'süt arzları vardı Sanki ilk çağlardan bu yana orada yaşıyorlarmış gibi    ve hiç terkemetmemişler yerlerini  geleneklerini devam ettiriyorlar  modernizmden nasibini az çok almışlardı lakin İran'da modernizm bizim kadar hayata girmemiş bunu her açıdan görebiliyordum lakin ilerleyen zamanlarda ne olur bilemem   kandovan köyünde iki buçuk saate yakın kaldık ve artık dönme vaktiydi aracın içinde 4 koltuk boştu benim gibi Tebrizin taşarasını merak edenlerde vardı demek  zaten hangi şehire gidersem gideyim gezmenin yanında taşarasınıda görmek isterim çünkü bazı merak ettiklerimizi yada arayıp bulamadıklarımızı taşrada rahatlıkla bulabiliriz  Tebrize dönmüştük ,
bir dönem devlet erkanının ağırlandığı yere  Kaçar müzesi Amir Nezamın eviydi  1868 yılında yapılan içindeki sanatsal süslemeler el işçiliği oldukça çok güzeldi gerçi bu coğrafyada bu kütür her zaman vardı ve dönemin devlet erkanlarının bu konaktaki ağırlandığı resimler sergileniyordu bir döneme damgasını vuran görevini yapmanın huzuruyle inzivaya çekilmiş gibiydi.   Tebrizdeki Hristiyan cemaatinin çoğunluğunu Ermeniler oluşturuyordu,  buradaki Türklerle gayet uyumlu halde idiler keza Gürcistanda'da durum böyleydi Tebrizde Ermeni cemaatine ait 9 .yy kalma Aziz stapanos  manastırı vardı Ani harabelerindeki klise tarzı mimarisinde yapılmıştı . Kendi hallerinde gayet uyumlu  halde Tebriz türkmenleriyle yaşıyorlardı.
 
 Üç gün dolu dolu gezdik eski ve Kadim bir Türk şehri olan Tebriz tam manasıyla çok güzeldi  sokakları çok temizdi  dilenci yok denecek kadar azdı Saf ve Temiz Türkçe'nin konuşulduğu şehirdi kadınlar her alanda eşlerini yardımcı oluyordu  çok güzel çay bahçeleri ve Resturantları var gezimizin bittiği akşamında shazdeh adlı bir Resturantta gittik safranlı pilav  ciğer  şiş kebab  ve yanındaki müthiş baharatlı mezeler yedik şerbetlerimizi içtik  her zaman derim hizmet sektöründe Türkiye ve İran'ın eline kimse su dökemez durumda  ....  

Kadim ve güzel şehir Tebrizden kendi izlenimlerim böyleydi ve bu güzel Türk şehrini görmenin mutluluğu ve hayali paha biçilmezdi bende ......


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

YEZD

Tehrandan Yezd arabalarına bindik tenimiz esmer olduğu için farsilerle aramızda pek bir fark yoktu konuşmadığımız sürece sorun y...