28 Şubat 2026 Cumartesi

DÜNYANIN MARZUBASI

MARZUBAN BİN NAME 

Mojda aradı Tehran'dan  nasılsın neler yapıyorsun kısmını geçtikten sonra İran eski cumhurbaşkanı  Ayetullah Muhammed Hatemi'nin  Şehrin Dünyasından Dünyanın şehrine adlı kitabı sordum  hafifçe tebessüm ederek  onuda nerden buldun, Hatemi Çok egzantrik bir karakterdir dedim  . Hem İran hem Avrupa'da ciddi bir entelektüel saygınlığı vardır bu kitabında ise Dünya 'nın kadim şehirlerinin tekrardan söz sahibi olmasının yanında medeniyet anlamında da söz sahibi olacağı tezini savunuyor ve dünya klasmanında okunan kitaplardan'dır dedi . Hatemi 'yi konuştuktan sonra  Moojda bir anda  Marzuba senin köyünün adıydı dimi  Sercan ? Evet 'te ne alaka  Mojda ?  
Araştırmalarım esnasında Marzuba name adlı bir  esere denk geldim dedi   İran'ın eski Türkçeyle yazılmış ilk  siyasetnamesi imiş  . Haydaaaa !!  Aldı beni bir merak    konuyla ilgili  araştırma yapınca 

Taberistan’da X. Yüzyılda hüküm süren Çarekan sülalesi hükümdarlarından olan Marzuban bin Rüstem’in Taberistan’ın halk diliyle kaleme aldığı bu eser Doğu Hikayeciliğinin klasik metinlerindendir. Eser, hükümdar ile veziri arasında çıkan bir tartışma sonucu nakledilen on hikayeden oluşur. Kelile ve Dimne ile Binbir Gece Masalları tarzındaki eserin kahramanları daha çok hayvanlardan oluştuğu için fabl olarak nitelendirilebilir. Hikayelerin özü sosyal, siyasi ve ahlaki tavsiyelere bağlanmıştır. İnsan yaşantısındaki temel zaafları ve faziletleri işleyen bu hikayeler güncelliğini halen korumaktadır.

14. yüzyılda Sadrettin Şeyhoğlu tarafından Türkçe’ye çevrilen Marzubanname, okuyucuyu düşünmeye ve özeleştiriye yönelterek onda hoş bir tat bırakır.

Marzubân-nâme Tercümesi, dili ve içeriği bakımından Eski Anadolu Türkçesinin mühim eserlerinden biridir. XIV. yüzyılın ikinci yarısında Germiyan Beyi Süleyman Şah adına Farsçadan aktarılmış bir eser olduğu hâlde, Sadre’d-dîn Şeyhoğlu’nun çeviri gücü ve dile hakimiyeti sayesinde, telif eserlerde görülen özellikleri üzerinde toplayabilmiş; böylece hayvan hikâyelerine dayanan konusu ile olduğu kadar, akıcı, etkileyici sade dil ve üslubu ile de Türk Dili ve Edebiyatı’nın üstün nitelikli eserleri arasına girmiştir.
Gelelim bizim Anadolu kısmına;   Türkiye coğrafyasında  Tek Marzuba ismi Trabzon 'da vardır . Marzuba ismi Trabzon'a ait bir isimmi yoksa Horasan üzerinden gelen bir isimmi  halen daha muğlaklığını koruyor lakin  bu  siyasetname  Büyük Selçuklu bürokrasisine uzun yıllar   siyasi rehberlik etmiştir  Trabzon'da ki Marzuba ismine sıra gelince  Doğu Karadeniz bölgesinde yüz seksen beş yıla yakın Ayanlık yapmış bir yerdir . Sosyolojik olarak hiç bir şey ıskalamıyor .   Marzuba ismiyle  daha derinsel araştırma yapınca   çok enteresan bir  ayrıntı daha karşımıza çıkmaktadır .

ıbn marzuban, tam adıyla abu al-fath al-hakam ibn 'abd al-rahman ibn marzuban al-nahwi , 10. yüzyılın sonlarına doğru yaşamış olan Türk ve Arap  dil bilginidir. özellikle dilbilimsel çalışmaları ve dilin yapısını anlama konusundaki katkılarıyla bilinir.

ıbn marzuban'ın en tanınmış eseri, "kitab al-adab" veya "adab al-katib" olarak bilinen bir eserdir. bu eser, arapça dilbilgisi, yazım kuralları ve dil kullanımı hakkında kapsamlı bilgiler içerir. ayrıca, bu eser özellikle arapça dilini doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmek isteyen kişiler için rehber niteliği taşır.

ibn marzuban'ın eserleri, arap dilbilimine ve edebiyatına dair önemli kaynaklar arasında kabul edilir. dil bilgisinin kurallarını ve dil kullanımını açıklamak, arapça yazıların düzgün bir şekilde oluşturulmasını teşvik etmek ve dilin doğru kullanımını öğretmek amacıyla yazılmıştır. onun çalışmaları, arap dilbilimi ve dilbilim tarihinde önemli bir yere sahiptir. Aynı zamanda Azerbaycan Emirliğide yapmıştır .

Trabzon 'un bir köy ismi iken Marzuba  irandan gelen bir Telefonla  Bağdat Tebriz Şiraz Bakü  şehirlerini asırlarca  Marzubân- name siyasetname adlı eseriyle yüz yıllarca yönetmiş ...!!    
Serin Yaz akşamlarının  avluda Tebriz sohbetlerinde  sabahlara kadar Dil, kültür, tarih ,coğrafya  hatta köy ve kasabalara kadar konuştuğumuz zamanlardan  bana nerelisin diye soran Dostlara Dünyanın Marzubasındanım derdim bu yazımda bunun nedenini daha iyi anladım....!
Gezi , keşif ve birazda Tarih serisinden diyelim

21 Şubat 2026 Cumartesi

HALKLAR MEZARLIĞI

MEZARLIKLAR

Mezarlık gezmek bizde tutku oldu. Bir topluluğun antropolojik haritasını çıkarmanın en kestirme yolu olmalı. Canlı insanların kaçına gidip, kimsin, kimlerdensin, deden ninen nece konuşurdu, adını hangi dinin alfabesine göre yazmak istersin diye sorabilirsin? Sorsan kaçından dürüst cevap alırsın? Ölüler bu açıdan daha konuşkan. Hele bu memleketlerde mezarlıklar yabana atılacak yerler değil. Çoğu ufak çaplı birer yerel müze. Taşlar sanat eseri. En ücra köyde bile şaşılacak kadar başarılı birkaç anıt-heykel mutlaka var. O yoksa merhumun yakışıklı bir fotoğrafını taşa işlemişler, toplumsal itibar simgelerini özenle eklemişler (savaş madalyası, parti beratı, Aziz Filanca haçı, müzisyen sazı, terzi makası...). Dil ve alfabe seçimi ayrı bir hikaye: Bir ailenin üç kuşağının üç ayrı dilde yazdığını fark edince tarihten bir yaprak okumuş kadar oluyorsun.

Gürcistan' ın    Borçalı kasabasının şoselerini  Kara papak Müslüman Türklerin Mezar yerlerini geziyorken  yan yana yatan üç mezar karşıma çıkıyor  Osmanlı döneminde  Farsça yazılan  Çarlık ve Bolşevik devrimi esnasında ölen kişi Rusça yazılan  Sovyetler' den sonra ise Gürcüce yazılan mezar taşları  koskoca üç dönemi yansıtması  takdire şahan bir durumdu  kara papaklar  Anadolu'da Kars Ardahan ve iç doğu Karadeniz bölgelerinde yaşarlar  anavatanları Ahıska  Borçalı bölgesidir ilginçtir  Erzurum aksanıyla Türkçeyi konuşurlar   Tsalka bölgesindeki Türkçe konuşan Rumlar gibi Mezarlıkların girişlerine kestikleri koç başı  iskeletini koymaları hayli dikkat çekiciydi pagan ve İslam geleneğini bir arada yaşatıyorlardı
  
 Axalsopeli şosesinde ise Davut yıldızı  mezar taşları karşımıza çıkıyordu   Rusça ve Gürcüce 'nin yanında İbranicede yazılmıştı   Gürcü mü yoksa Hazar yahudisi mi  kestirmek güç  çevreden birine sorsak  yanlış anlaşılma korkusuyla klasik neden niçin muhabbetinden kaçmak için  arkadaşla sadece tahminlerde bulunuyorduk . Diğer aklımızda kalan soru ise Trabzon ve Xopa arasında yapılan eski Ayan konaklarının bir çoğunda Davut yıldızı vardır  Kafkaslardan gelen  Seferad ustalar tarafından yapıldığını biliyordum lakin buradaki mezarlıkların onlarla bağlantısı nedir bilemedik  sadece Gürcü Yahudilerinin Aştod bölgesinde yoğunlukta yaşadığını biliyorum  gidip yerinde de gördüm  Hatta İsrail'in  Sahil şehirlerinde biriside Aştod dur  İsmi bu bölgeden alınmıştır   şehri Gürcistan'dan giden Yahudiler dizayn ettiğini bilirim...

Yezidi Mezarlıkları ise tam bir küçük kelif (ev) modeli hatta bacaları bile  lakin Ermenistan ın  Goris bölgesindekiler ise  şahane onuda Ermenistan bölümünde yazacağım..

Tsalka bölgesinde  Trabzon Rize ve Kars Rumların  mezarlarında dikkatimi çeken Türkçe soyisimler olmasıydı  General Paskevic döneminde buraya gelip yerleştiler  Anadolu'yu Patatesle tanıştıran kişidir Paskevic bilinenin aksine  İlk patatesle tanışma İstanbul İzmir denkleminde değil  Kars Erzurum Sivas denkleminde olmuştur .
Ahıska bölgesinde Osmanlı döneminde bölgeyi islamlaştırmak adına yerleştirilen Kars Kürtleride var  Mezar taşlarında Var olan dillerin yanında kendi dilleriyle de var  Lazca basılan Matematik kitabı kadar bu duruma şaşırmıştım  yok denebilecek kadar küçük bir halkın dilleri mezar taşında yazması. Anadolu'da böylesi varmıdır bilemem Doğu ve Güneydoğu bölgesine gitmeme rağmen görmedim duymadım   . Anadolu vari şose bir kahvehane  önünde bıyıkları tütün içmekten sararmış  yaşlı bir amcaya selam verip yola devam ettik.

 Bolniside Ermeni yaylası etrafındaki köyleri gezdik  pastrol hayat her yönüyle çevremizi sarmıştı bin yedi yüz rakım yükseklikte  tezek kokulu yollar belkide Swadnadze döneminde yapılma   inek ve koyun nahırının uçu bucağı yok  Ermeni  haçkar mezar taşları  uzaktan  müthiş görünüyor   dikkatimi çeken bu mezarlıkta sadece Ermenice yazması idi sorduk soruşturduk  Erzurum civarında  buraya çarlık Rusya'sı  tarafından yerleştirilen Ermeniler   köyün ve yaylaların girişlerinde hep bir kaç tane heykel var. Bu köylerden çıkan ünlüler  ve her köyün içinde küçük bir müze var  bir mezar taşına baktığımızda Ermeni bir bürokrat Rusya'da görevini yapmış vasiyeti gereği  Atalarının köyüne gömülmek istemiş buradaki yaşayan kişilere örnek rol model olsun diye  

Yol üstünde veya her kasaba ve köy girişlerinde   küçük heykel  ve bir anıt var ikinci Dünya Savaşı'nda ölenlere dair   Köylerdeki küçük sokaklara  bile  savaşta ölenlerin isimleri  verilmiş

13 Şubat 2026 Cuma

Tanrılardan Kalan Miras

TANRILARDAN KALAN MİRAS


Kafkasların şosesinde Tsalkada  Trabzonlu Rum'un evinde oturmuş sohbetler ediyorduk  nerelisin necisin kimsin durumunu geçip  asıl olaya gelmiştik  neden buralara geldiklerine dair  
Eleni hanım ; Sultan   dedelerimize  ya dilinizi yada dininizi degistireceksiniz diye Ferman dayattı   bir kısmımız dilini bir kısmımız dinini değiştirdi . Rusların Kafkasları ilhak etmesiyle birlikte  buradaki müslümana ahaliyi Anadolu'ya gönderip bizleri Doğu Karadeniz bölgesinden alıp  buralara yerleştirdi  hem iş gücü hemde toprak alanını genişletmek anlamında  . Kafkasların bir çok yerinde Trabzon ve Rizeli papazlar ortodoksluğu yaymak için oldukça Mahirdiler  . Sultanın fermanıyla birlikte  dahada dinlerine sarılıp Tsalkaya göç eden   Rumların oldukça çok ilginç hikayeleri vardı.
Soba  iyi yanıyordu kış bahçesinde çaylarımızı yudumlarken Eleni hanım kendi ailesinin hikayesini anlatmaya başladı . Büyük Dedesinin kardeşi Dimitri  oldukça dindar biriydi Tsalka bölgesinde her köyüne kendisi papaz yetiştirirdi . Ekim devrimi olunca tüm kliseler kapandı  ve Tüm papazları kovaladılar . Dedemin kardeşi  olan Dimitri Yunanistan'a kaçtı oradaki koşullar kötü olduğu için Amerika'ya gitti  Ortodoks klisede papaz oldu ve hiç evlenmedi  . Orada baya mal mülk biriktirmiş  Babama  onun adını vermişlerdi . Amerika'dan bizlere sürekli mektup yazardı davet icabında gelin buraya yerleşin tüm mirasım sizlere kalsın diye KGB mektupları sürekli kontrol ettiği için  Babam hiç cevap vermezdi  bu iş epeyce sürdüğünden bahsetti bir gün eve KGB tarafından bir evrak geldi  miras evrakı idi Amerika'da ölen Büyük Amcası tüm mal varlığını bizlere bağışlamıştı  .Amerika'dan beş avukat bu miras davasını üstlenmişlerdi dava sonucunda bu parayı aldık  paranın  yüzde otuzuna devlet el koymuştu  geri kalanını bize bıraktılar  yinede bizi farklı gördüler bizlere kapitalist diye yafta vurdular böyle uzun süre yaşadık babam haftada bir gidip KGB merkezine ifade veriyordu  kalan miras için   daha sonrasında Babamı bir okula öğretmen olarak atadılar bizleride rahat bıraktılar  bin dokuz yüz doksan bir senesinden sonra Sovyetler dağılınca  Yunanistan hükümeti bizleri burdan alıp Selanik bölgesine yerleştirdi  Amerikadan gelen servetle orada yeni bir hayat kurmuştuk dedi  ve Her paskalya Bayramı'nda Tsalkaya gelip   ata topraklarını Ziyaret ederiz ailece demişti ....

Roma öldü çok şükür Tanrı yaşıyor....

6 Şubat 2026 Cuma

Abhazya Fatihi Sercan Güven

 

Abhazya çıkarması 

Birkaç gece Svaneti’de bir dağ kampında kaldık, 3000 küsur metrede, dünyada olup bitenden habersiz. Sabah tıngır mıngır Zugdidi’ye indik. Orası kötüdür diye uyarmışlardı ama kulak asan kim? Günlerdir doğru dürüst bir şey yememişiz, açız, toz toprağa batmışız, araba da haşat. Lokanta bulup bir şeyler yiyeceğiz, sonra Prenses Çavçavadze’nin botanik bahçelerini göreceğiz


Daha şehre girmeden üç tane bıçkın tip yolumuzu kesti. Bicoooo Erti Sami dolar minda cıkara cıkara


Şehir çıkışındaki köprüde asıl Gürcistan bitiyor Abhazya’ya geçiliyor. Geçer geçmez bir şeylerin yolunda olmadığı anlaşıldı. Yerde zincirleme trafik kazası olmuş   cam kırıkları. Karşıdan manyaklar gibi yalpalayarak birkaç araba geldi, içleri balık istifi Gürcü dolu, kimi tişörtlü, kafalarında kanlı birer bez, elleri bandanalı


Köy çıkışında ilk cesetimizi  gördük. Yol kenarına yatırmışlar, başlarında eşofman üstü kamuflaj ceketi giymiş birkaç Gürcü içlerinden birisi Sylvester Stallone kılıklı . “Rambo!” deyip güldüm, sigara ikram ettim. Marlboro paketini kaptı, ne halin varsa gör gibisinden yol verdi.


Tıpkı bizim Karadeniz şehirleri gibi bir yer, bir yanı deniz, bir yanı dağ, tek geçit yolu var. Artık kaldık burada derken Türkçe bilen bir megrel ( Laz) çıka geldi yanımıza Arka yolları biliyormuş, peşine düştük, dere tepe mahalle yollarından geçip Abhaz tarafına çıkıverdik. Türk plakasını görünce pek sevindiler, “kardaş!” “salamalaykum!” diye tezahürat yaptılar. Selamlarını aldık 


15-20 km ileride, dağın yamacında, ormanın içinde, masallardan çıkma bir gümüş kubbeli Rus kilisesi beliriverdi. Meşhur Novy Afon Manastırı imiş. Bir yolunu bulup araya kaynadık, yemekhanede karnımızı doyurduk. Rica minnet, gece yatacak bir yer de verdiler.


Ertesi gün kendimizi Pitsunda’daki plaja attık. Bütün gün kumsalda yatıp denize girdik

3 Şubat 2026 Salı

Nyasil urumlux khaldi buralara

 Gürcistan’daki Türkçe konuşan Urumları  

Ermenistan’da da iki köyleri varmış, Stepanavan (eski Celaloğli) kentine bağlı Yağdan ve Koğes adlı yerler (ikinci isim de buradaki yerleşimlerin çoğu gibi Türkçe olmalı, ama çıkaramadım). Yağdan köyünde bahçe duvarından atlayıp mezarlığa girince ilk gözümüze çarpan, köy nüfusunun büyük bölümünü oluşturan Sarimahmudov sülalesi, yanında Amirov’lar, Arziev’ler, Rusoğlu’lar. Ön adlar tipik Rum – Eleni, Elpida, Ksenofon, Dimitri, Mihail; Ortodoks haçı her yerde. Bir taşın altında Aleksandr oğlu Sefil Sefilov. Genellikle Rus yazısı kullanmışlar, ama Ermeni yazısıyla yazılanlar da az değil. Sadece yakın tarihli bir din adamının taşı Yunanca, belki dini kültüre sahip olduğu vurgulanmış. Rumca bilmez Türkçe konuşurlarmış, son devirde ise Ermenice başat hale gelmiş. Sarımahmudov soyadı düşündürücü. Ataları demek ki sadece Türk değil, en azından ismen Müslümanmış. Kim bilir hangi tarihte, bilemediğimiz bir saikle Rum Ortodoks dinine geçmiş harbi Türkler olabilir mi?


Köyün bir bölüğü yakın yıllarda Yunan’a göçmüş, genellikle Batı Trakya’da Türk köyleri yakınına iskân edilmişler. “Kimlerdensin” sorusuna ne cevap verirler, kestirmek güç.

2 Şubat 2026 Pazartesi

Usghuli

 Diz boyu çamura rağmen dağı aşabildik. Öbür tarafta Uşguli köyüne indik. Evet, değermiş! Hemşin’i unut, İsviçre halt etmiş. Bu kadar kusursuz başka dağ köyü var mıdır dünyada? Heybetli dağlara karşı boy vermiş on-onbeş tane taş kule, alabildiğine sade, alabildiğine mütevazı, alabildiğine şiirsel ve hüzünlü. Aynı zamanda mağrur: “Ben buradayım,” diyorlar, “ve boyun eğmem.” Ondan sonraki köylerin hepsi de öyle: Cacaşi, Murkmeli, Davberi, Viçnaşi, Zegaşi, Tsvirmi, İeli… Büyülenmiş gibi, bir tam gün o metruk köyleri dolaştık. Taşla şiirin, tevazuyla direnişin dengelerini konuştuk.


Kuzey iklimlerinin birinde, kara köknar ormanlarıyla kaplı yarı ıssız bir ada düşün. Hava kasvetli, yağmur yağdı yağacak. Zemin dümdüz, yönünü tayin etmene yardımcı olacak bir yükselti yok. Adım başı önüne ya bir göl ya bir körfez çıktığından düz bir hatta ilerlemek de mümkün değil. Körlemesine yürüyorsun. Derken bir açıklıkta gümüş yaldızlı soğan kubbeleriyle heybetli bir Rus kilisesi çıkıyor önüne. Belli ki Katerina çağından kalma bir şey, pasta gibi süslü, ama sıvaları dökük, demirleri paslı. Kapıda Rus devlet dairelerine özgü bir tabela, ama o da paslı, falan ministry, filan direktoraty, girmek yasak, fotoğraf çekmek yasak. Etrafta in cin yok. Bahçede kara cübbeli, uzun sakallı iki keşiş görüyorsun. Seslenince boş bir ifadeyle öbür tarafa bakıp uzaklaşıyorlar.

VERHNİY LARS (UPPER LARS)

Gürcistan ile Rusya (Kuzey Osetya) arasındaki tek aktif kara sınır kapısıdır. Gürcistan ile Rusya arasında geçişin sağlandığı ve...