Rusların açtığı şose yoldan önümüzde külüstür bir Manganası takip ediyorduk . Kerpiç evlerden dumanlar tütüyordu, kapının eşiklerinde ağızlarında ekmek kırıntısı olan çocuklar bizlere bakıyordu . Çocukların gözlerinde renklerin her tonu var gibiydi;
Anadolum'su bir sarılık saçlarında, burunlarından akan sümük üst dudaklarına yapışmıştı. Gümrüğe biraz daha vardı. Eski Sovyet petrolofisinde mola verdik ;petrol ofisinin yarısı samanlıktı ,yarısı arabalara mazot hizmeti veriyordu ve bu bölgede İran sınırına kadar pek fazla petrol ofisi ve dinlenme yeri yoktu yollar çukur obekleriyle doluydu. Bildiğimiz marka arabalar yollarda yok genelde Lada magirusu Rus cigulusi ve Managanas ( Sovyet kamyoneti) ve İran'ın çıkardığı persian model arabalar vardı. Çevremizde alabildiğince Nar ağaçları vardı yol boyunca dizilmiş Nar Ermeni cemaatinde hem kutsal meyve hemde sınıra kadar giden kişilerin parası pulu yoksa,aracından inip nar yiyip karnını doyurmak mahiyetinde dikilmiştir öyle anlatılıyordu bizlere bu ince düşünce karşısında hayret etmiştim halbuki hangi insan oğlunun aklına gelebilirdiki.
Ağrı Dağı tüm haşmetiyle uzaktan görünüyordu hem Anadolu'dan hemde Yerevan'dan her iki yakadan'da gördüğüm için mutluydum ve artık hayatımda en ilginç sınır kapılarından geçecektim, bir Türk vatandaşı olarak yol boyunca Apostolika kilisesine ait küçük şapelleri duruyordu bazı Ermeni kadınlar şapellere karşın istavroz çıkartıyordu. Arabanın içinde bir hareketlilik başladı galiba sınıra yaklaşıyoruz hissi uyandı. Ermeni kadınlar başlarını yavaş yavaş örtmeye başladıklarında artık emin olmuştum çok geçmeden sınıra geldik, çok sakindi sınır. Ermeni sınırının hafif yamacında bir
Apostolika klisesi gümrüğün diğer tarafında şia Camisi duruyordu kimliklerden daha çok dinler beliryeci burada'da .
Ermenistan çıkış yapacağımız için fazla takılmadık gümrükte ama pasaport işlemlerimiz yapılırken polisler yüzümüze şaşkın ve tuhaf şekilde bakıyorlardı buralarda ne işiniz var diye gümrük Sovyetler döneminde yapıldığı belliydi. Yeni yeni Avrupa Birliği fonlarıyla toparlanıyordu. Paslanmış kapı kolları ve hafif çürümeye yüz tutmuş gümrük tahtaları gözümden kaçmadı. Sınırın ortak bölümünde İran ve Ermeni kontrol memurları karşılıklı Seylan çayı içip sohbet ediyordular. Ermenistan sınırını tamamiyle bitirmiştik İran sınırına girerken devasa iki tane cam kaplamalı Ayetullah Humeyni ve şimdiki başkan Ali Hamaneyin posterleri karşıladı bizi ve az önce başı açık olan kadınlar yanımızda başları'nı kapatarak gümrüğe doğru ilerliyordu ve bavul ticareti oldukça yoğundu burnumuza müthiş ve iştah açıcı et kokulu yemekler geliyordu. Gümrükte pasaport kontrolüne giriş yaptık kadın ve erkekler aynı sırada durabiliyordu. Bize sıra gelince epeyce beklettikten sonra bizleri yan odaya almışlardı nedir ne değildir olayı anlamamıştık görevli bize Farça bir şeyler söyledi anlamıyorduk Rusça veya Türkçe biliyormusunuz diye söylendik ; onlarda Türkçe bilen bir Azeri polis götürdüler yanımıza bir sorun vardı ama ciddi bir olay gibi hisside vardı . Azeri soydaşımız bizim Türkiye'den geldiğimizi öğrendiğinde sıcak davranıyordu , sorun nedir ne değildir diye sorduğumuzda hiç bir sorun yok aslında her şeyiniz tam ama İran'da ve Tahran Isfehan Tebrizde çok yoğun beyaz Çarşamba gösterileri olduğu için tedbir maksatlı genişce sorguluyorlar dedi bize . Aslında bizim burada kalmamız bir yerde iyisiydi. Beyaz Çarşamba eylemlerinide canlı izlemek isterdim ama bu pek akıl karı değildi . Odada bekliyorduk Ayetullah Humeyni çerçeveli Resimi bizi sürekli gözetliyor gibiydi diğer odalardan güzel Farsi şarkılar geliyordu , koridorda Farça ve Türkçe konuşmalar oluyordu , memurlar bize çay ikram ediyorlardı, Türkiye üzerine tatlı sohbetler ediyorduk çayların biri gidip biri geliyordu camlı mekandan Gümrüğün akışına bakıyorduk farklı bir dünya'da gibiydik modernizm yok denilecek kadar azdı insanların hareketleri bu zamana ait değildi aşına olmadığımız Farça ise geçmişten günümüze gelmiş gibiydi .Azeri soydaşlarımızın konuştuğu saf Türkçe bize Anadolu'ya ilk gelen Türkleri anımsatır gibiydi bu olup biteni pasaportlarımızı beklerken izliyorduk .
Üç buçuk saat bekleyişimizin ardından pasaportlarımız verilmişti galiba sade bir turist olduğumuz anlaşıldı diye sevindik Azeri polis memuru bizlere açmısınız diye sordu bu tatlı hengameden sonra anlamıştı halimizden ,evet deyince birlikte gümrükteki ,Resturant bölgesine geçip hem yemek yiyip hemde sohbet ediyorduk gezi maksatlı gittiğimizi biliyordu kalacak otel olmadığımızı söyledik yakın bir akrabasının küçük bir moteli vardı onun adresini verdi bizlere ve yanımızda aradı onu isimlerimizide verdi. Motelin adresinide bize vermişti yemekten sonra çay faslına devam ettik bugün beyaz Çarşamba eylemlerinin son günü dedi ne kadar geç giderseniz o kadar iyi olur ve belli başlı sokaklar var oralara girmememizi önerdi. Tebrize gideceğimiz dolmuşa kadar eşlik etti teşekkür etmemizin yanında telefon numaralarımızıda karşılıklı almıştık ve halen daha görüşürüz. Dolmuşa binip Güzel bir Farça müzik eşliğinde Tebrize doğru hareket ettik ....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder