Patates tarlası bir yoldan gidiyorduk. khelvacuriden yukarı hava kararmadan Ahıskaya varmaktı niyetimiz. Arabamız eski modelde olsa zorluk çıkarmıyordu. Çoruh vadisinin uzunluğunda gidiyorduk Karadeniz'in denize dökülen bana göre en güzel Vadisi'ydi .Nehirin bir kenarında ahşap motifli Camiler diğer yakasında aynı denemde kliseler. ikside aynı dili konuşup aynı hisleri hissediyordu. Nehirin üstünde çarpık ilkel teleferikler vardı ,inekler gündüz de olsa gecede olsa dışarıda otluyordu bu vadide diğer Kafkas vadileri gibi ehil domuz popülasyonu yoktu daha anadolumsu hali vardı nehir kenarında taşlarda oturup topluca alkol alan insanlar harketli vücut halleriyle bir şeyler anlatıyordu yol yine patates tarlasıydı.
Sovyetlerden bu yana hiç el bile değmemişti .
Ahıskaya kadar elle tutulur Resturant yoktu yol boyunca tek tük ekşi mayalı ekmek ve oricinal bal satan kişiler vardı ortokdoks çehreli bir hanımefendinin standının önünde durduk ekşi mayalı ekmek ve bal istedik kadın tüm servetini dişlerine yaptırdığı belli oluyordu. Hepsi altın kaplamaydı gülerek konuştuğu zaman bizimle hayattan soğutuyordu bizleri ama bal ve ekşi mayalı ekmeği müthişti çocukluğumuzun pastoral Karadenizine götürdü bizleri. Hanımefendiye Madloba dedikten sonra tekrardan 93 model Mercedese binip devam ettik dağlara tırmandıkça müslüman nüfusu gözle görülür olmuştu daha ilginç olanı sınır denilen bir şey yoktu karşılıklı birbirlerine gidip gelen halklar vardı Borçkanın yüksek kesimdeki köylerdeki hastalanan insanlar daha çok Batumdaki hastahaneye gitmeyi tercih ediyorlardı. Alışverişlerinide çoruhun üzerindeki küçük kasabalardan yapıyorlardı. At ve katır bulunmaz bir nimetti halen daha yapılan yollar'ın çoğu ise stabilizeydi lakin her eve özel yol çıkma durumu yoktu az ileride gözümüz güzel bir konağa elişti eski yapı ve özel yol çıkma durumu yoktu .Eski yapı nedir ne değildir diye sorunca bizlere Osmanlı Lazistanın en büyük Ayanlarından Tuzcuoğullarının konağıdır dediler sesli ünleme yaparak vay bee...!! Burdadamı konakları vardı peki dedim içeri girebilme şansımız nedir ne değildir diye sorunca konağın yan tarafındaki evden izni ve anahtarı alıp içeriye girdik .
Eşikten içeri girince bir uğultunun geldiğini hissettim hoş geldiniz der gibi sanki 1890 lara geçmişe döndük her bir odasının kapısı müthiş şeklinde çiçek işlemeleri tavana yakın boşlukta Osmanlı ay yıldızı amblemleri vardı odaların içinde eski işlenilmiş oflanlar vardı ateşlikteki kara zincir tarihe direnir yanıyla duruyordu ve alt katında iki tane zindan vardı yanında ise 1930 lu tipli masa vardı sonradan entegre edildiği belliydi zindanların içinde eski ahşap tipli sedirler vardı bölgedeki adaleti sağlamak adına bölgedeki konakların hepsi böyleydi altlarında zindan olmazsa olmazdı hem vergi topluyorlardı hemde adil düzeni sağlıyorlardı. Konak Eski önemli geçmişe sahip olduğu için Batum kültür müdürlüğü anında restore etmişler konağı hatta bununla ilgili Batum Etnoğrafya müzesinde David Kboladze adında ressamın dönemin ayanlar isyanı ile resmi vardı yağlı boya üzerinde.
Bu vadinin bu tip zenginlikte olduğu aklımın ucundan bile geçmezdi iyikide bu yoldan Ahıskaya gitmeye tercih ettik yollar patates tarlasıda olsa altın dişli teyzeden aldığımız organik kestane balı ve ekşi mayalı ekmeği yiye Ahıskaya doğru gidiyorduk Karçalların kar soğuğu yüzümüze vuruyordu ormanların içindeki cılız titrek odunsu elektrik direklerdeki sokak lambaları yanmaya başlamıştı önümüzden büyük baş hayvan nahırı geçiyordu çevresinde Trabzon zerdeva cinsi köpekler yerleri eşeliyordu ağzında tembel sigara saçları sakalları kırçıllaşmış uzun ve eğri burunlu bir çoban bize selam verdi korna çalarak artık dağ yolunun düzlüğene varmıştık yaylana yaylana Ahıskaya doğru ilerledik....
Sınırların olmadığı eski Kafkas dünyasına yapılan zihinsel bir yolculuk.
YanıtlaSilHalen daha o yoldan kimseler geçmedi
YanıtlaSil