Kuzey kafkasyanın her şehirini gezip dolaştık. Hazar kıyısındaki Mahaçkaleden tutun Grozniye kadar Nhakçikten tutun Viladaki Kafkasa kadar, birden fazla kimliği yaşamı inanışı gördük.İnanış anlamında içlerinde beni en çok etkileyen şehir ise Mahaçkale oldu aynı kimlik üç ayrı inanca sahipti. Kafkaslar'daki kimlik bizim Anadolu'dan daha çok kaotikti, yüz elli ye yakın kimliğin olduğu bir bölgedey'dik ve bu aynı zamanda Yüz elli yaşam demekti . Ortodoks bir inanış hakimdi hem İslam'da hem Hristiyanlıkta . İkiside çok katıydı , bu sadece inanç kaynaklı değildi tabi yaşam tarzlarıda etkiliyordu.
Gelecekte çok önemli bir bölge olacağı sinyallerini şimdiden veriyordu havasal koşullar olsun yaşam koşul'ları olsun ve değerli maden yatakları olsun orta asya ve güney Kafkaslara inmek açısından çok strejik bir yerdi. Kuzey Kafkasya ve tarihi bir anlamı olan bölgeydi.
Kendi yaşadığımız şehir Trabzon kültürünün ciddi oranda bu bölgeden geldiği kanısına hakim olduk. Konuşurl'erken cümlenin sonuna "Da" eki koymaları hızlı ve hareketli konuşmaları kendine has bir yaşam tarzı olmaları girişkenlik anlamında'da bizim bölgeyle aynı cesarette olmasıda dikkat çekiciydi . Yemek kültürü açısından daha sade ve lezzetli yemekler olması dikkatimi çekmişti. Bir eti haşlanıp Baharatlanıp yenilmesi gibi lüks Resturantt'lar haricinde yediğimiz yemekler özellikle şosede sade ve baharatlı ekşi mayalı ekmekle birlikte idi . Halk içindeki Sohbetlerimizde Trabzon'da geldiğimizi duyanlar daha sıcak kanlı davranıyorlardı.
Kendinden'miş gibi görüyorlardı ; evlerine davet ediyorlard,ı kimi yerlerde yada çay veya kahve bazende vodka ısmarlıyorlardı. Geziler esnasında bu bölgeler küçük motelleri tercih ediyorduk çünkü daha çabuk hareket edip her yeri görmek açısından ve bazen taşrada iki gün boyunca kalıyorduk bu durumada fazlaca yararı oluyordu.
Kuzey Kafkasya dünyası değişmeden görme imkanımız olduğu için mutluydum. Modernizm buraya girdiğinde biz çoktan eskileri kayıt altına almış olacaktık. En son görecek olduğumuz yer ise Kuzey osetyadaki ölü evler ve terkedilmiş köylerdi.
Viladikafkastaki otelin lobisinde oturuyorduk rehberimiz ibrahimi bekliyorduk, kuzey osetyaya gitmek için orada kalacağım gün boyunca her şeyi ayarlamıştık , bir anda İbrahim belirdi hiç vakit kaybeden yola koyulduk üç buçuk saatlik yolun ardında Kuzey osetya merkeze geldik çok dağlık ve florası zengin bölgeydi . Gezip görecek olduğumuz yerlerin tam orta alanında eski Sovyet yapımı bir motel vardı rezervasyonumuzu yaptırmıştık kalma problemi'nide çözmüştük . Lada tipli 4 x4 model jipi kiralayıp yola koyulduk.
Azığımızıda almıştık yollar tek yönlüydü ama bakımlıydı. Akşam üzeri motelimize varmıştık,
lobide genelde osetler oturuyordu, gündelik işlerden bahsediyorlardı, akşam yemeğinden sonra dinlemeye çekildik sabah erkende kalkıp tarihi oset ölü evleri köylerini gezececektik .
2860 Kız dağlarının eteklerinde Stabilize ve yamaç bir yoldan Dargavs köyüne girmiştik girişte Dargavs sülalesinin yaşadığı bir ölü eviyle karşılaştık köyde, Dargavs sülalesine ait bir kule vardı gelecek saldılarıları önleyecek şekilde yapılmıştı zamanın durduğu ve eskinin bugünkü hâliyle tekrardan yaşadığı yerdi. Uğultuları hissediyorduk , kafkasların piramitleri ve şifresinin çözüleceği yer gibiydi . Ölüm evlerinin bekçisi olan 60 yaşındaki Badtiya'te bize eşlik ediyordu anlatımlı şekilde 14. Yy toprağa duyulan ihtiyaç nedeniyle fazla yer tutmaması açısından kule şeklinde mezarlar yapıp buralara gömmeye başlamışlar daha sonra 1783 ve 1831 yılları arasında veba su çiçeği kolera gibi salgın hastalıklardan dolayı dahada artmış mezar yapımı salgında öyle bir hal almaya başlamışki salgın hastalıklar yakalanan bu kulelele çekilip kendi mezarını yapıp ölümünü beklemeye başlarmış sonunda salgın öyle bir hal almışki gömecek kimse kalmamıştı . Bu köyde 95 tane mezar bulunmaktadır bunların 30 ,u zengin ailelere 65 tanesi ise yoksul ailelere aitti ölüler köyünün yer üstü kabirleri ise yarı işlenmiş büyük taşlardan yapılmıştır kademeli piramit şeklindeki çatıları gökyüzüne ulaşır yer üstü mezarlarında 3 veya 4 kişi yanyana gömülecek şekilde yapılır.
Ortalama 1.30 ve 1.40. boyundadir. Her katın kendine ait geçiti vardır sürmeli ağaçtan yapılan kapılar kullanılmıştır. Bu kapıların ardına ölüler defnedilmiştir . Duvar yükseklikleri ise 6.5 metre ve 10 metre arasında değişiyordu ,bazı cephe duvarlarında İslam geleneklerine göre yapılmış nişler ( duvar gözleri) de vardı .
Osetlerde o dönemde pagan inancı hakim olduğu için ölülerinin bir kısmını eşyalarıyla bir kısmınıda battaniyelerle gömüyordular. Ölülerin çenelerini ve kafaları bantlarla sarılarak sadece ağız ve göz kısmı açıkta bırakılırdı. Rehber Badtiya'te günümüzde ölüm evlerinden çıkan kumaş parçalarına giysi kalıntılarına çeşitli ev eşyalarına rastlamak mümkündür diye bizlere anlatıyordu, halen daha geldiğimiz yerin ne olduğunu idrak etmekle meşgulduk ,sessizce her yeri analiz ediyorduk, ölü kentinde gezimize devam ediyorduk, rehber sürekli anlatıyordu cesetlerin saçları tırnakları bugüne dek yok olmamıştır ilginç bir detay olarakta kafataslarında soğuk ve sıcak silahların izinin yanında Ameliyat izlerinin görülmesidir dedi hayret bir şekilde bakmıştık bu ameliyatlarin o dönemde yapılması inanılmaz bir şeydi hava kararmasına az kalmıştı, hayret verici durumdan yemek yemeyi bile unutmuştuk. Kafkas piramitlerin en önemli ve en büyük Aristokrat olan bir Dargavs köyünü görmüştük Gelecekte tarihin akışına yön verecek olan bir yer olacaği hiç şüphesiz .
Stabilize yollardan motele geçtik açlığımızı hissetmeye başladık yavaş yavaş menüde ise bol baharatlı haşlanmış at eti ve yanında bir baş soğan ve içecek olarakta Armut suyu vardı. Hayatımda ilk defa at eti yiyordum, sert ama güzel bir tadı vardı, otantik kapların içinde veriyorlardı motel zaten bir iddiası olmadığı için sahibi istediği yemeği kendi zevkine göre yapabiliyordu. At eti yemek osetya'da gayet normal bir davranıştı orta asya kültürü hakimiyetinden geldiği belliydi baharatlı şekilde çok lezzetli olmuştu yemeğimiz yedikten sonra uyuduk sabah erkenden Hristiyan köyü olan digorayı ziyarette gittik köyün bir kısmı 18 yy kalma diğer kısmı ise günümüze aitti kesme taşlarla yapılan eski Ortodoks kilisesi yarı yıkılmış halde duruyordu, diğer yakada yeni yapılan eski benzetilerek yapılan klise işlevdeydi , yıkılan klisede Hz isa ikonasi ağzı açık şekilde göğe doğru bakıp dua ediyor gibiydi metruk kilise çevresinde ise tahtalardan yapılan haç işaretli mezar maşatları vardı kimisi ayakta kimisi yıkılmış tarzda idi , sokaklarda çapraz şekilde dizilmesine dayalı oset mimarisi halen daha ayakta idi , öğlen yemeği için bizi davet oset köylüler masada kızarmış kuzu eti salatalar mezeler ve ve içkiler vardı. En başta duran büyük şef konuşmaya başladı ; bizse sessizce eşlik ettik kadehimizi bizim gelmemiz şerefine kaldırıp 15 dakika konuştu konuşma bitince kadehlerimizden bir duble alıp hafif atıştırdıktan sonra yanındaki konuşmayı ele almıştı öyle öyle derken sıra bize gelmişti bizlerde minnet ve teşekkür ettikten sonra neden ve niçin geldiğimizi anlatıp yemekleri için teşekkür etmiştik 3.5 saat yemek merasiminden sonra motele geri döndük. Osetya piramitleri gezimizi bitirmiştik. 2 gün dolu dolu köylerde olmuştuk . Bu akşamda kasabada güzel bir oset düğünü olacaktı ona katılmak ve kültürünü yakından görmek istiyorduk .
Digoradaki alkollü yemekten sonra biraz mayhoş olmuştuk alkol kokmamak için düğüne giderken naneli sakız atmıştık ağzımıza düğün osetya'nın önde gelen Budaev sülalesinin düğün idi akraba içi bir ve kırda yapılan yemekli düğündü geleneksel tarzda giyilen kıyafetler daha ön plandaydı; kadınlarda erkek ise kravatsız takım elbise giyinmişlerdi ve çoğuda sakallıydı. Oset kadınları oldukça güzeldi, Kafkaslarda en güzelleri bile diyebilirim çok güzel lezginka oynuyorlardı, hafiften burnumuza el yapımı vodka kokusu geliyordu kuytuda içiyordular ,sesli konuşup iştahlı şekilde gülüyorlardı. Genç erkekler ve kadınlar Lezginka oynarken kendilerini karşı cinse gösteriyordu kır düğünü olduğu için gelenin ardı arkası kesilmiyordu. Küçük kasaba'lılar olsun köylüler olsun düğünden daha çok bir şölen havasına dönüşmüştü artık yorulduğumuzu hissettik motel'e geri döndük odamıza çekilip bir kaç tatlı sohbetten sonra dünya gözüyle kuzey osetya'yıda görmenin mutluluğu vardı. Bizde tanrı'ya şükrederek uyuduk sabahleyin viladikavkaz'dan tren yoluyla sochi'ye hareket edecektik oradan gemi yoluyla Trabzon'a eve varacaktım yol iki gün sürmüştü....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder