Vodka kokulu kompartumanlı Trende gecenin karanlığında Ermenistan sınırına yaklaştık, tatlı bir koşuşturmaca vardı . Ağızlarda tembel sigaralar ilk çağdan kalma konuşma lugatları konuşmaların sonuna" Tay Tay" ünlemeleri koymaları . Trenden inip Gümrük kapısına geldik. Polis bize Ermenice bir şeyler söyledi bizde Türkçe karışıklık verdik refleks olarak polis şaşkınlıkla Siz Türkiye'denmi geliyorsunuz ? "Türkçe olarak" polis Türkçe biliyormuş. Bizlere nerden geliyorsunuz dedi biz Trabzon dedik hiiiiimmm Trapizon haaa guzel guzel ünlemesi yaparak bizi Gümrüğünde içine soktu kendiside bize eşlik etti bir odaya girdik. Diğer polise Ermenice bir şeyler anlatıyordu, sonuna Trapizon diyordu diğer poliste Trapizon haaa Rusça olarak Harasow harasow dedi. Odada hiç gerginlik yoktu ve bizde tedirgin değildik. Halbuki Ermenistan Gümrüğü ile o kadar şey yazıldı söylendi Bir çoğu aspragas magazinsel duyumlardı polis Pasoportlarımızı alıp incelemeye başladı, bir anda diğer odaya geçti masasındaki antika radyoda Ermeni müzik grupu olan grup kınay çalıyordu Ağrı (Ararat)! dağını anlatan bir türküydü sürekli farklı müzikal gurupları dinlediğim için Ermeni müzikal gurubu'nuda dinleme fırsatım olmuştu . Oda'da duvarda Ağrı Ararat dağı resmi asılıyordu etrafı izlemeye dalmışken polis memuru odadan içeri girdi babacan bir tavırla şu karşıki gişeden 5 dolar verip vizenizi alabilirsiniz; Ermenistan'a hoş geldiniz tekrardan dedi bizlere , Biz bir şey sormadan dışarıda dolmuşlar var 4.5 Dramiye sizi yerevana atar dedikten sonra tebessümlu şekilde Trapizon ünlemesi yapıyordu. Çok teşekkür ederek odadan ayrılıp gişelerden işlemlerimizi yapıp , Artık Ermenistan topraklarına ayak basiyorduk ,oldukça hem meraklı hemde heyecanlıydım. Gümrük ise sovyetler döneminden sonra yeni yeni inşa ediliyordu. Dışarıda hava oldukça soğuktu Ağrı dağının kar soğuğu buraya kadar geliyordu. Çok az bir para değişimi yaparak memur beyin bize söylediği dolmuşlara bindik yarım saat olmadan hareket etti dolmuş. Artık yereven'a saatler vardı dolmuştakiler'le hiç bir ayrımımız yok gibiydi konuşmadığımız sürece Türkiye'den geldiğimizden haberleri bile yoktular. Yol patates tarlası gibiydi ,en sonra ne zaman asfatlama yapılmış kim bilir yol kenarlarında küçük ahşap yapılı kulübeler var alış veriş dükkanları buralar yol boyunca duranlar için toplu toplu Anadolumsu tarzı evleşmeler vardı.
Çocuklar dışarıda oyunlar oynuyordular. Esmerimsi sarımsı tiplerdi ,klasik bir Anadolu prototipleri vardı yol boyunca meralara yayılmış hayvanlar vardı karşı tarafta Türk köyleri görünüyor hava kararmaya doğru cılız köy ışıkları yanmaya başlamıştı .Yerevana yaklaşmıştık yol düzelmeye başlamıştı ığdır ve Yerevan karşı karşıya idi sessizce her yaşadığım anı gözlemliyordum; hiç bir şeyi kaçırmak istemiyordum . Şehir merkezine geldik Türkçe olarak şoför şaşırarak siz türkmüsünüz dedi evet kardeş ülkeden geliyoruz dedik tebessüm etmişti. Türkçe olarak kalacak olduğumuz oteli bize tarif etmişti teşekkür edip ayrıldıktan sonra oteli bulmuştuk işlemler sonrasında odaya geçip dinlenip yarından itibaren keşif ve gözlemlerimize başlayacaktık . Yerevanda güneşli bir gün bize hoşgeldiniz dedi kuru ve güzel bir havası vardı kahvaltı yapar yapmaz ilk durağımız Ağrı dağı manzaralı kaskad anıt parkı oldu Ermenistan sovyetinin 50 yıldönümü için yaptırdığı anıt hem Ağrı dağını hemde yerevanın her yerini görebiliyorduk . Şehir eski bir haldeydi AB fonlarıyla dizayn ediliyordu eskisine uygun olarak her sokak güzel bir şekilde ağaçlandırılmıştı. Bu ağaçlandırma kültürü sadece bizde yok anladığım kadarıyla insanlar özelikle yaşlı ve evli çiftler ağrı dağına bakarak dua ediyordular İstavroz çıkararak, ilgimi çekmişti göz ucuyla onları izliyordum. Şunun farkına vardım ki Ermenilerin ve Kürtlerin ninelerinin masallarda anlattığı kaf dağı Ağrı (Ararat) dağı imiş biz Karadenizlilerin Elbruz dağları olduğu gibi . Kaskad anıt parkını merdivenlerinden inerek şehir merkezine doğru hareket ettik şehirin merkezine geldik 1924 yılında Alexander Tamanyan tarafından yapılan yapılan cumhuriyet meydanıydı bir çok kişinin buluşma yeriydi hem halk olsun hemde turislerin çevredeki yapıların çoğu kesme kara taş üsülu dediğimiz yapılarla doluydu meydanda bir çok yere geniş geniş caddeler açılıyordu. Hükümet binalarının olduğu yerler vardı ,Tiflis Rustavelideki gibi olduğu gibi Dış işleri bakanlığıda bu meydanda idi çevrede çokça küçük olsun büyük olsun müze vardı en görkemli ise Ermenistan tarih müzesi idi heyecanla içeri girdik karşıda devasa bir Hayalî Ermenistan haritası bizleri karşıladı sınırlarının içinde Trabzon'da vardı Trapizon şeklinde yazılmıştı hem latince hemde Ermenice Doğu Anadolu komple doğu Karadeniz bölgesinde ise sınırı Giresun'un şebin Karahisar ilçesin'den koymuşlardı hayli dikkat çekici bir durumdu. Müze çok harikulade idi Ermenistan arkeolojik öğelerini etnik öğelerini ve numizmatik öğeler sergilenmekteydi; sadece Ermeni değil Kafkasya Girit Mısır mitanni Hitit Asur İran Türk gibi toplumların tarihj eserleri sergilenmekte idi doğu Rapsodili ve çok tatlı bir müzeydi. Burasını gördükten sonra Yerevanın en meşhur caddesi olan Maştostaya geldik 3 km uzunluğunda bir cadde devasa çınar ağaçlarıyla dizayn edilmiş ve Alışveriş mağazaları olsun kafeteryalar olsun Resturanttlar olsun güzel ve hareketli bir yerdi Rustaveliyi hafiften andırıyordu gerçi Tiflis Rustaveli caddesinide Ermeni mimar ve ustalar inşa etmiştir karnımızı doyurmak için bir Resturantta girdik ciğer kebabı siparişi verdik ayranla birlikte Anadolunun herhangi bir yerinde gibisin. Yemekten sonra Yerevan'daki tarihi ve tek camisi ve aynı zamanda kafkasların en büyük camisi olan gök camisini görmek için hareket ettik vardığımızda müthiş bir şaheser bizi karşıladı Azeri türk Camisi 1765 yılında Hüseyin han tarafından yapılan bu güzel camii 7 bin metrekarelik alan üzerine inşa edilmiştir Selçuklu mimarisi esintisi üzerinde olan bu güzel camii her tarafı çinilerle ve güzel resim gravurleriyle süslenmiş en dikkat çekici gravüru Hacı Bektaşi Veli'nin bir kolunda aslan diğer kolunda ceylan olması idi Bektaşi geleneği olan bir camiiydi zaten Türk müslüman ekolude Bektaşi ekolüdür ; bu güzel şah eseri gördükten sonra Âşıklar parkının içinde geçip Zafer parkına doğru geçip 5100 metre boyundaki Ermeni ana heykelini gördük Tiflisteki kaklis deda heykeli gibi1950 yılında Rafael ısrailyan tarafından yapılan bu heykel Ermenilerin anaç bir toplum olma özelliğini ve kadının her alanda ön planda olduğunu hatırlatan bir heykel yapılmasına müsebbibi idi burada biraz dinlendikten sonra turumuzun son durağı olan Ararat konyak fabrikasına gittik (Ermeni kanyaği) 1967 yılından beri üretime devam eden bu fabrika Ermenistanı dünyaya tanıtan bir yerdi diyebiliriz dünyanın neresine giderseniz gidin Ermeni kanyaği çok meşhurdur özellikle havyar kurutulmuş et ile daha lezzetlidir ; tabi şimdilerde envai çeşit kanyak yapıyorlar , eskiden tek tipti en meşhuru ise Ağrı Dağı amblemli olan Ararat kanyağıdır bu fabrikayida gördükten sonra Yerevanin gezip görülecek bir çok yerini gördük şimdi ise Buradaki Türkiye'den gelip yerleşen aileler ile tanışma vakti idi özellikle Trabzon ve Araklı' dan gelenlerle ....
Otelin lobisinde otuyorduk ,serin bir akşamdı davet edildiğimiz yere gidecektik. Çok heyecanlıydım, yüz yıl sonra Hristiyan Araklı'lı dostlarımızla hemşehrilerimizle buluşacaktık. Gabriel Garcia marquezin yüz yıllık yalnızlık Romanı gibiydi . Taksi biz otelden alıp doğalgazlı borularının dışarıdan geçtiği sokaklardan gidiyorduk ve sonunda güzel bir konağa geldik şehrin biraz dışında kapıda bizleri iki kişi bekliyordu hoş geldiniz merasiminden sonra içeriye girdik kısa bir sessizlik ve hasretli bakışmalar sonrası birbirlerine sarılıp hasret giderdik Anuşka Teyze ise Topraklarım 'dan hoş geldiniz dedi hoş bulduk merasiminden sonra ailece masaya oturduk menü oldukça zengindi havyarından tut paskalya çöreklerine kadar. Dana etli rostodan tut Ararat konyağina kadar İlk tanışmalar ve konuşmalar genelde Yerevan şehri üzerine oldu şehri çok beğendigimizi her caddenin ayrı bir dünya olduğunu en çok ilgimi çekenin Tarih müzesi olduğunu ve kaskad anıt parkından Ağrı dağına bakış olduğunu Ermeni ninelerinin torunlarına masallarda anlattığı kaf dağı Ararat dağı olsa gerek dedim masada sesli gülüşmelerden sonra içilen konyaklar yiyilen yemekler eşliğinde sohbetimizin konuları derinleşiyordu . Araklı üzerine Dönemin iki meşhur kasabası olan ve şimdi köy diye geçen Axo ve pervanadan bahsettik o dağ sıralaması eşliğinde Axo klisesinin tepesinden pervana köyüne Olan tepelere kadar küçük şapellerin olduğunu öğrendik hem ibadet hem haberleşme hemde Ticari yolların geliştimek açısından ben ise hafif tebessüm ederek o dönemin Araklı'sını hafızamda canlandırıyordum. Araklı'nın geçmişini Anuş Teyze ,şimdiki halinide biz biliyorduk. Karadere vadisinin yüksek köylerinin ismleri ve yerleşkeleri Batı Ermenisi isimleri olduğunu söyledi Axonun bugünku konak önü mevkiisine kadar uzandığını Araklı'nın asıl yerinin konak önü olduğunu öğrenmiştik. Araklı'ya kuş bakışı olan Turup mevkisinin en büyük pazar yeri olduğunu Karadere vadisinin tüm ihtiyaçlarını karşıladığını ikinci pazarin ise Marzuba ve Axo altında kaşıkçı mevkisindeki yer olduğunu belirtti Galata ( Ğalada) bölgesinde Ermeni kadınların fırınlarda paskalya çörekleri peynirli ve kıymalı yapıldığını pazara gelenlerin açlıklarını bu küçük yerlerde pişen pidelerle giderirlermiş; dönemin Karadere vadisinin büyük Ayanı Bazzioğlu Cafer ağa' da Nife haurdan bir peynirli Verde karnımızı doyuralım ünlemesi meşhurmuş .....!!! o dönemde Karadere vadisi üç kısıma ayrılmıştı konakonü kaşıkçı ve büyük ayven ve küçük ayven düzlükleri Anuşka teyzeyi sofra başında dinlemek geçmiş zaman yolculuk gibiydi. Dünyaca ünlü ud sanatçı Dijvan Gasbaryanın aile köklerinin Karadere vadisinden var olduğunu dünyaca ünlü satranç ustası Garry kasparovun Karadere vadisinden olduğunu söylemişti baya şaşırmıştım bu duruma dünyaca tanınan iki insanın Karadere vadisinden olması çok ilginçti tekrardan bizim gelmemiz şerefine kanyakları kaldırıp içtik hafif rostodan tadıp havyarda yiyip sohbetimize devam ettik Osmanlı Rus harbinden dolayı Trabzon kenti kuşatılma endişesiyle dönemin mülki amir binalarının Bayburtta taşınması ve Axoluların ve Marzubanın hakim olduğu yaylalardan ikmal ve ticari hatlarının Karadere vadisinden ilerleyip falkozla Trabzon'a geçildiğini söylemişti bu nedenler pervana Axo ve Marzuba'daki sarayların bu hat ikmallerini koruduğunu söylemişti. Bu bilgileri öğrendikçe eski eskimiyendir sloganını daha iyi anlıyordum. Sürmene bugünkü çavuşlu ( loğa) mevkiinde olduğunu oradan Çarlık Rusya'ya ticaret yapıldığını öğrenmiş olduk yemekli sohbetimiz epey sürmüştü çok şeyler öğrendik eskiye dair ve yüz yıl sonra buluşmanın mutluluğu huzuru vardı bizde Anuşka teyze çocuklarını torunlarını tanıttı bize ve Artık Yerevana geldiğinde otel yerine burada kalabilirsiniz söyledi çok mutlu olmuştuk. Çünkü bu yemekli buluşma ticarete ve bölge üzerine yazılıp çizilen kitaplar okuyup öğrenmemize yaramıştı. Yediğimiz yemekler içtiğimiz kanyaklar için teşekkür ettik hatıra fotoğrafı çektirim Anuşka Gasbaryan teyzemiz'in elini öpüp sarılıp otelimize geri dönmüştük. Bu tarihi buluşma hafızalarda kalmamalıydı kitaplardada yerini almaliydı bence.........!!!!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder