14 Mayıs 2026 Perşembe

BENİM GÖZÜMDE YEREVAN

Vodka kokulu kompartumanlı Trende  gecenin karanlığında Ermenistan sınırına yaklaştık,  tatlı bir koşuşturmaca vardı . Ağızlarda tembel sigaralar ilk çağdan kalma konuşma lugatları  konuşmaların sonuna" Tay Tay" ünlemeleri koymaları .   Trenden inip Gümrük kapısına geldik.  Polis bize Ermenice bir şeyler söyledi bizde Türkçe karışıklık verdik refleks olarak  polis şaşkınlıkla Siz  Türkiye'denmi geliyorsunuz ?  "Türkçe olarak" polis Türkçe biliyormuş. Bizlere nerden geliyorsunuz dedi biz Trabzon dedik hiiiiimmm Trapizon haaa  guzel guzel  ünlemesi yaparak bizi  Gümrüğünde içine soktu kendiside bize eşlik etti bir odaya girdik. Diğer polise Ermenice bir şeyler anlatıyordu, sonuna Trapizon  diyordu diğer poliste Trapizon haaa   Rusça olarak Harasow harasow dedi.  Odada hiç gerginlik yoktu ve bizde tedirgin değildik. Halbuki Ermenistan Gümrüğü ile o kadar şey yazıldı  söylendi Bir çoğu aspragas magazinsel duyumlardı polis Pasoportlarımızı  alıp incelemeye başladı, bir anda diğer odaya geçti masasındaki antika radyoda Ermeni müzik grupu olan  grup kınay  çalıyordu  Ağrı (Ararat)! dağını anlatan bir  türküydü sürekli farklı müzikal gurupları dinlediğim için Ermeni müzikal gurubu'nuda dinleme fırsatım olmuştu .   Oda'da duvarda Ağrı Ararat dağı resmi  asılıyordu  etrafı izlemeye dalmışken polis memuru odadan içeri girdi  babacan bir tavırla şu karşıki gişeden 5 dolar verip  vizenizi alabilirsiniz; Ermenistan'a hoş geldiniz tekrardan dedi bizlere , Biz bir şey sormadan dışarıda dolmuşlar var   4.5 Dramiye sizi yerevana atar dedikten sonra tebessümlu şekilde Trapizon ünlemesi yapıyordu.   Çok teşekkür ederek odadan ayrılıp gişelerden işlemlerimizi yapıp , Artık Ermenistan topraklarına ayak basiyorduk ,oldukça hem meraklı hemde heyecanlıydım.  Gümrük ise sovyetler döneminden sonra yeni yeni inşa ediliyordu.  Dışarıda hava oldukça soğuktu Ağrı dağının kar soğuğu buraya kadar geliyordu.   Çok az bir para değişimi yaparak memur beyin bize söylediği dolmuşlara bindik  yarım saat olmadan hareket etti  dolmuş.  Artık yereven'a saatler vardı  dolmuştakiler'le  hiç bir ayrımımız yok gibiydi  konuşmadığımız sürece Türkiye'den geldiğimizden haberleri bile  yoktular.   Yol patates tarlası gibiydi ,en sonra ne zaman asfatlama yapılmış kim bilir  yol kenarlarında küçük ahşap yapılı kulübeler var  alış veriş dükkanları buralar yol boyunca duranlar için toplu toplu Anadolumsu tarzı evleşmeler vardı.
 Çocuklar dışarıda oyunlar oynuyordular.  Esmerimsi sarımsı tiplerdi ,klasik bir Anadolu prototipleri vardı yol boyunca  meralara yayılmış hayvanlar vardı karşı tarafta Türk köyleri görünüyor hava kararmaya doğru cılız köy ışıkları yanmaya başlamıştı .Yerevana yaklaşmıştık yol düzelmeye başlamıştı ığdır ve Yerevan karşı karşıya idi  sessizce her yaşadığım anı gözlemliyordum;  hiç bir şeyi kaçırmak istemiyordum .   Şehir merkezine geldik  Türkçe olarak şoför şaşırarak siz türkmüsünüz dedi evet  kardeş ülkeden geliyoruz dedik tebessüm etmişti. Türkçe olarak kalacak olduğumuz oteli bize tarif etmişti  teşekkür edip ayrıldıktan sonra oteli bulmuştuk   işlemler sonrasında odaya geçip dinlenip yarından itibaren keşif ve gözlemlerimize başlayacaktık . Yerevanda güneşli bir gün bize hoşgeldiniz dedi kuru ve güzel bir havası vardı kahvaltı yapar yapmaz ilk durağımız  Ağrı dağı manzaralı kaskad anıt parkı oldu  Ermenistan sovyetinin  50 yıldönümü için yaptırdığı anıt hem Ağrı dağını hemde  yerevanın her yerini görebiliyorduk  . Şehir eski bir haldeydi AB fonlarıyla dizayn ediliyordu eskisine uygun olarak her sokak güzel bir şekilde ağaçlandırılmıştı.  Bu ağaçlandırma kültürü sadece bizde yok anladığım kadarıyla   insanlar özelikle yaşlı ve evli çiftler ağrı dağına bakarak dua ediyordular  İstavroz çıkararak,  ilgimi çekmişti göz ucuyla onları izliyordum.   Şunun farkına vardım ki Ermenilerin ve Kürtlerin ninelerinin masallarda anlattığı kaf dağı Ağrı (Ararat)  dağı imiş biz Karadenizlilerin Elbruz dağları olduğu gibi . Kaskad anıt parkını merdivenlerinden inerek şehir merkezine  doğru hareket ettik şehirin merkezine geldik 1924 yılında Alexander Tamanyan tarafından yapılan  yapılan cumhuriyet meydanıydı  bir çok kişinin buluşma yeriydi  hem halk olsun hemde  turislerin çevredeki yapıların çoğu kesme kara taş üsülu dediğimiz  yapılarla doluydu    meydanda bir çok yere geniş geniş caddeler açılıyordu.   Hükümet binalarının olduğu yerler vardı ,Tiflis Rustavelideki gibi   olduğu gibi Dış işleri bakanlığıda bu meydanda idi çevrede çokça küçük olsun büyük olsun müze vardı en görkemli ise Ermenistan tarih müzesi idi  heyecanla içeri girdik karşıda devasa bir Hayalî Ermenistan haritası bizleri karşıladı  sınırlarının içinde Trabzon'da vardı  Trapizon şeklinde yazılmıştı hem latince hemde Ermenice   Doğu Anadolu komple doğu Karadeniz bölgesinde ise sınırı Giresun'un şebin Karahisar ilçesin'den koymuşlardı hayli dikkat çekici bir durumdu. Müze çok harikulade idi Ermenistan  arkeolojik  öğelerini etnik öğelerini ve numizmatik öğeler sergilenmekteydi;    sadece Ermeni değil Kafkasya Girit  Mısır mitanni Hitit Asur İran Türk gibi toplumların tarihj eserleri sergilenmekte idi  doğu Rapsodili ve çok tatlı bir müzeydi. Burasını gördükten sonra  Yerevanın en meşhur caddesi olan Maştostaya geldik 3 km uzunluğunda bir cadde devasa çınar ağaçlarıyla dizayn edilmiş  ve Alışveriş mağazaları olsun kafeteryalar olsun Resturanttlar olsun güzel ve hareketli bir yerdi  Rustaveliyi hafiften andırıyordu gerçi Tiflis Rustaveli caddesinide Ermeni mimar ve ustalar inşa etmiştir  karnımızı doyurmak için bir Resturantta girdik   ciğer kebabı siparişi verdik  ayranla birlikte Anadolunun herhangi bir yerinde gibisin.  Yemekten sonra Yerevan'daki  tarihi ve tek camisi ve aynı zamanda kafkasların en büyük camisi olan gök camisini görmek için hareket ettik vardığımızda müthiş bir şaheser bizi karşıladı Azeri türk Camisi  1765 yılında Hüseyin han tarafından yapılan bu güzel camii 7 bin metrekarelik alan üzerine inşa edilmiştir  Selçuklu mimarisi esintisi üzerinde olan bu güzel camii her tarafı çinilerle ve güzel resim gravurleriyle süslenmiş en dikkat çekici gravüru Hacı Bektaşi Veli'nin bir kolunda aslan diğer kolunda  ceylan olması idi Bektaşi geleneği olan bir camiiydi zaten Türk müslüman ekolude Bektaşi ekolüdür ;  bu güzel şah eseri gördükten sonra Âşıklar parkının içinde geçip Zafer parkına doğru geçip 5100 metre boyundaki Ermeni ana heykelini gördük Tiflisteki kaklis deda heykeli gibi1950 yılında Rafael ısrailyan tarafından yapılan bu heykel  Ermenilerin anaç bir toplum olma özelliğini ve kadının her alanda ön planda olduğunu hatırlatan bir heykel yapılmasına müsebbibi idi  burada biraz dinlendikten sonra  turumuzun son durağı olan  Ararat konyak fabrikasına gittik  (Ermeni kanyaği) 1967 yılından beri  üretime devam eden  bu fabrika Ermenistanı dünyaya tanıtan bir yerdi diyebiliriz dünyanın neresine giderseniz gidin Ermeni kanyaği çok meşhurdur    özellikle havyar kurutulmuş et ile daha lezzetlidir ;  tabi şimdilerde envai çeşit kanyak yapıyorlar , eskiden tek tipti en meşhuru ise Ağrı Dağı amblemli olan Ararat kanyağıdır   bu fabrikayida gördükten sonra Yerevanin gezip görülecek bir çok yerini gördük şimdi ise Buradaki Türkiye'den  gelip yerleşen aileler ile tanışma vakti idi  özellikle Trabzon ve Araklı' dan gelenlerle ....


Otelin lobisinde otuyorduk ,serin  bir akşamdı  davet edildiğimiz yere gidecektik.   Çok heyecanlıydım,  yüz yıl sonra Hristiyan Araklı'lı dostlarımızla hemşehrilerimizle buluşacaktık. Gabriel Garcia marquezin yüz yıllık yalnızlık Romanı gibiydi .   Taksi biz otelden alıp  doğalgazlı borularının dışarıdan geçtiği sokaklardan gidiyorduk  ve sonunda güzel bir konağa geldik  şehrin biraz dışında   kapıda bizleri iki kişi bekliyordu hoş geldiniz merasiminden sonra  içeriye girdik kısa bir sessizlik ve hasretli bakışmalar sonrası  birbirlerine sarılıp hasret giderdik Anuşka Teyze ise  Topraklarım 'dan  hoş geldiniz dedi  hoş bulduk merasiminden sonra ailece masaya oturduk  menü oldukça zengindi  havyarından tut paskalya çöreklerine kadar. Dana etli rostodan tut Ararat konyağina kadar   İlk tanışmalar ve konuşmalar genelde Yerevan şehri üzerine oldu  şehri çok beğendigimizi  her caddenin ayrı bir dünya olduğunu  en çok ilgimi çekenin Tarih müzesi olduğunu ve kaskad anıt parkından Ağrı dağına bakış olduğunu Ermeni ninelerinin torunlarına masallarda anlattığı kaf dağı Ararat dağı olsa gerek dedim masada sesli gülüşmelerden sonra  içilen konyaklar yiyilen yemekler eşliğinde sohbetimizin konuları derinleşiyordu .  Araklı üzerine    Dönemin iki meşhur kasabası olan ve  şimdi köy diye geçen Axo ve pervanadan bahsettik   o dağ sıralaması eşliğinde Axo klisesinin tepesinden pervana köyüne Olan tepelere kadar küçük şapellerin olduğunu öğrendik   hem ibadet  hem haberleşme hemde   Ticari yolların geliştimek açısından ben ise hafif tebessüm ederek  o dönemin Araklı'sını hafızamda canlandırıyordum. Araklı'nın geçmişini Anuş Teyze ,şimdiki halinide biz biliyorduk.  Karadere vadisinin yüksek köylerinin ismleri ve yerleşkeleri Batı Ermenisi isimleri olduğunu söyledi     Axonun  bugünku konak önü mevkiisine kadar uzandığını Araklı'nın asıl yerinin konak önü olduğunu öğrenmiştik. Araklı'ya kuş bakışı olan Turup mevkisinin en  büyük pazar yeri olduğunu  Karadere vadisinin tüm ihtiyaçlarını karşıladığını  ikinci pazarin ise Marzuba  ve Axo altında kaşıkçı mevkisindeki yer olduğunu belirtti Galata ( Ğalada)  bölgesinde Ermeni kadınların fırınlarda  paskalya çörekleri  peynirli ve kıymalı yapıldığını pazara gelenlerin açlıklarını bu küçük yerlerde pişen pidelerle giderirlermiş;    dönemin Karadere vadisinin büyük Ayanı Bazzioğlu Cafer ağa' da  Nife haurdan bir peynirli Verde karnımızı doyuralım ünlemesi meşhurmuş .....!!!  o dönemde Karadere vadisi üç kısıma ayrılmıştı  konakonü  kaşıkçı ve büyük ayven ve küçük ayven düzlükleri    Anuşka teyzeyi sofra başında dinlemek geçmiş zaman yolculuk gibiydi. Dünyaca ünlü ud sanatçı Dijvan Gasbaryanın aile köklerinin Karadere vadisinden  var olduğunu  dünyaca ünlü satranç ustası  Garry kasparovun  Karadere vadisinden olduğunu söylemişti baya şaşırmıştım bu duruma dünyaca tanınan iki insanın Karadere vadisinden olması çok ilginçti  tekrardan bizim gelmemiz şerefine kanyakları kaldırıp içtik hafif rostodan tadıp  havyarda yiyip sohbetimize devam ettik  Osmanlı Rus harbinden dolayı Trabzon kenti kuşatılma endişesiyle dönemin mülki amir binalarının Bayburtta taşınması ve Axoluların ve Marzubanın hakim olduğu yaylalardan ikmal ve ticari hatlarının Karadere vadisinden ilerleyip  falkozla Trabzon'a geçildiğini söylemişti  bu nedenler pervana Axo ve Marzuba'daki sarayların bu hat ikmallerini koruduğunu  söylemişti.   Bu bilgileri öğrendikçe eski eskimiyendir sloganını  daha iyi anlıyordum.     Sürmene bugünkü çavuşlu ( loğa)  mevkiinde olduğunu  oradan Çarlık Rusya'ya ticaret yapıldığını  öğrenmiş olduk yemekli sohbetimiz epey sürmüştü çok şeyler öğrendik eskiye dair   ve yüz yıl sonra buluşmanın mutluluğu huzuru vardı bizde  Anuşka teyze çocuklarını torunlarını tanıttı bize  ve Artık Yerevana geldiğinde otel yerine burada kalabilirsiniz söyledi çok mutlu olmuştuk.  Çünkü bu yemekli buluşma ticarete ve  bölge üzerine yazılıp çizilen kitaplar okuyup öğrenmemize  yaramıştı.    Yediğimiz yemekler içtiğimiz  kanyaklar için teşekkür ettik hatıra fotoğrafı çektirim Anuşka Gasbaryan teyzemiz'in elini öpüp sarılıp otelimize geri dönmüştük.  Bu tarihi buluşma hafızalarda kalmamalıydı  kitaplardada yerini almaliydı bence.........!!!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BENİM GÖZÜMDE YEREVAN

Vodka kokulu kompartumanlı Trende  gecenin karanlığında Ermenistan sınırına yaklaştık,  tatlı bir koşuşturmaca vardı . Ağızlarda...