13 Mayıs 2026 Çarşamba

KAFKASTA YAŞADIĞIMIZ BİR ANI



Toparlanın Kafkaslara geri dönüyoruz 

Dinç uyanıyoruz. Galiba oksijen fazlalığından kaynaklanan bir şey bu.


Bugün programımızda Legenake var. Davut Huaj “Leğenakeye gideceğiz yarınlara” dediğinde, içeriden “Biz buraya kültürümüzü inceledik, dağlarda bayırlarda ne işler var” dedi. Ama ilerleyen miktarların ne kadar yanıldığımı anladım 

Motelimizden aşağıya iniyoruz. Bizi sarı Gazelle marka bir minibüs bekliyor. Minibüsümüzün kaptanı İzmir'in Arıkbaşı Köyü'nden Anavatana 20 yıl önce yerleşmiş olan Sedat arkadaşımız. Türkiyede iken İngilizce öğretmeni imiş. Rehberlik için biçilmiş kaftan tam anlamıyla. Adığece, Türkçe, Rusça ve İngilizce biliyor.
Orhan Halman da o gece yine Türkiye'den anavatana yerleşen Bereko Memetin misafiri olmuştu. Memet de Orhan'ı getirmişti. Memet'le de uzun uzun konuştuk. Memet'in de anavatanındaki yerleşmişliği 20 yıl üzerinde. Memet Anavatanı karış karış bilenlerden. Turizm rehberliği yapıyor. Onun aracı küçük olduğu için biz bu seyahatimizde Memet'ten istifade ederek kullanabilirdik.
Kafile yola düzülüyor. ön koltuğu Ergun'la, Orhan'a veriyoruz. çünkü fotoğraf çekiminde onların yetişebilmesi mümkün değil. Peşlerinden Davut ve Vahdet geliyor.
Maykop Parkı'nın ömrü boyunca günün dünyasında atıyoruz. Yollar hareket ederek ilerliyor. Gördüğümüz her şeyin ilgimizi çekiyor. Ağaçlar, çiçekler, köyler, kiliseler, atlı çobanlar, dereler...
Orhan'ın her gördüğü şeyi ilgilendirmek için ikide bir arabayı durdurması sinirlerimizi bozuyor. Aramızda tartışmalar çıkıyor.
Kilometrelerce düzlükte ilerliyoruz. Türkiye'de kafamızda oluşan Kafkasya dağlık bir bölgedir algısı yavaş yavaş yerle bir oluyor. Adeta bir yeşil denizde yüzüyoruz. Yeşilin binlerce tonunu adeta içiyoruz. Bir sürü dinlenme tesisi ve piknik yeri geçiyoruz. Hiçbiri umurumda değil. Ben büyümüş bir biçimde tabiatı inceliyorum. Ağustosun son günlerini yaşıyoruz. Şimdi Türkiye'de çayır ve meralar sararmış vaziyette. Burada ise sararmış ne bir ota, ne de dikene rastlamak mümkün değil. Sarı renkli olarak gördüğümüz yegane şey ayçiçekleri oluyor. Merak edip soruyorum, burada buluntular ne zaman sararır diye.
Burada yayılmadan üzerine kar yağar diyorlar.
Ben köyde büyümüş biriyim. Toprağın dilinden anlarım. Hangi toprak verimlidir, hangi toprakta ne yetişir biraz bilirim. öyle verimli, öyle güzel topraklar üzerinden geçiyorduk ki, hani derler ya “helva gibi”, “kes, ekmek yerine ye” işte öyle. Toprak öğelerinin yetişmesine uygun, simsiyah ve yumuşak. “Neden bu topraklar ekilmeden boş duruyor” diye bağırıp, arabayı durdurup bir şeylerin ekmek geçişlerinden ancak “Murat kafayı üşüttü” yaşayacaklar zannıyla vazgeçiyorum.
Düşünmeye devam ediyorum; bu kadar güzel, bu kadar verimli, bu kadar iklime uygun bir vatan nasıl bırakılıp gidilebilirdi ki?

Buralara tutunabilmenin bir yolu yok muydunuz, ya da bulunamaz mıydınız?

Bunu yapmaya başladım ve hala okumaya devam ediyorum.
Coğrafyanın insanların ve ulusların üzerindeki etkisi çok önemlidir. Dağlı halklarda dağın zor koşullarının etkisi, sahil halklarında denizin oynaması, ova halklarında günlük çıkar ilişkileri, ada halklarında şüphecilik ve yabancılara güven duymama... vardır. Bense çerkeslerin neden bu kadar gözü tok, dünya malına değer uygulamaların, insanlık değerlerini önde tutan ve eğlenceye düşmanlık davranışlarını anlayamazdım. Şimdi muhtemelen ayağım suya eriyor. Böylece verimli toprakların dayanıklılığını bile çalıştırmanız gerekmiyor. Zaten o veriyor.
Yeterki o depolamayı sürdürebilmeyi becerebilebilir. Bu da yiğitliğin ön planında olduğu bir yaşam biçimini dayatıyor.
Yavaş yavaş dağlara doğru tırmanmaya başlıyoruz. Binbir çeşit ağaç mevcuttur. Yeşilin tonu ona uygun bir bedene sahip. Yolumuzun iki müzesi mevcuttur. ilk dolmen-İspvune (cüce evi), ikinci bölge hayvanları müzesi.
Dolmenlerin 3000 yıllık bir geçmişi var. Kafkasya'da tarihle seçeneği kurabileceğimiz tek yapıt maalesef dolmenler.
Adığeler dolmenlere ispvune (cüce evi) diyorlar. 4 taş duvar ve üzerinde yekpare tedavi edilmiş taştan oluşan bir çatı.
ön tarafta yuvarlak bir delik. Dolmenlerden Kafkasya'da binlerce olduğu bilgi deposu. İtalya ve İspanya'da benzer tipte dolmenler mevcut. Ziyaret ettiğimiz dolmene yüzlerini ve ellerini dayayıp dua eden ve dilekte bulunan
kadınları gördük. Arkadaşlarımızın da kendi inançları doğrultusunda dualar ettiler.
Bense dolmenler dışında genel olarak gelebilmiş olan bir bakış açısı olmayı düşünüyordum. Bunun bir gün Bağlarbaşı Derneğinde sohbet ederken Mahmut Nedim özel ağabeyimiz verdi: "Bizim istilacılarımız hep çapulcular
oldu. Hunlar, Moğollar, Timurlenk ve Ruslar. Bu topraklara ne kent kültürü, getirebildiler, ne de kent yaratılıyorlardı. Oysa Roma uygarlığında ve İskenderin fetihlerinde kentlerin esasen elde ediliyordu."
Kafkasyadaki imar faaliyetleri Sovyet dönemi başladı. Kentlerin ve yapıların ömrü sovyet devriminden öteye gidemiyor maalesef.
Daha sonra bölge hayvanlarının dondurulmasıyla oluşturulmuş bir müzeyi daha ziyaret ediyoruz.
Kıvrıla, buluna Leğenakeye ulaşıyoruz. Kale şeklinde inşa edilmiş çok güzel bir restoran yapılmıştır. Kalenin burcunda da Adığe Bayrağı bağlıdır. Adeta tanrıların evi görüntüsü veren manzara. Yeşil bir okyanusa bakıyormuşsunuz
onun insanda yaratıyorsunuz. Burada gördüklerimi, hissettiklerimi kelimelerle ifade edebilmem mümkün değil. Lokantanın çevresindeki konaklama evleri de mevcuttur. Birgün mutlaka Leganake'deki o evlerde birkaç gün konaklayacağım.
Bekle beni Legeğene.
Akşam saatleri takvimi. Legenake'den iniyoruz yavaş yavaş. Bazı tesislerde konaklıyoruz. Dönüşte kanyonlarda oylanıyoruz ve bu gezide çok eğlendik 
Akşam ezanı devam ederken Maykop'a giriyoruz. iftar açmamız gerekiyor. Maykop Camii'nde ona akşam iftar yemeği veriliyormuş. Arabayı Maykop Camisi'ne yönlendiriyoruz. Caminin alt katı yemekhane şekline çevrilmiş. Mükellef bir iftar yapıyoruz. Ancak cami cemaatinin Adığelerden çok yabancılar olduğunu görüyoruz. Üniversitede okuyan
Afrikalılar, çeşitli Türki cumhuriyetlerden ve dünyanın her tarafından insanlar mevcut. İftar duasından sonra motelimizin yolunu tutuyoruz
Bu yorgunluğun üzerine iyi bir çay gider. Ama burada demleme çay geleneği yok. Sallama çayla idaresi. Çaylarımız makarada muhabbetler yaparken yan üst balkondan bir kafa uzanıp hoşgeldiniz diyor. Bir anda Şaşırıyoruz. Katımızda Reyhanlı'dan anavatana yerleşmiş Paşa ve Aminet çifti ile tanışıyoruz. Geleceğinizi bildiğinizi söylüyorlar. Anavatana yerleşmiş olmaktan son derece mutlular. Önce Aminet yerleşmiş anavatana, sonra da ailesini taşımış bir dişi kuş gibi. Kızları İstanbulda iletişim okuyor. Uzun uzun sohbetler yapıyoruz balkondan balkona. Aminet sizi mutlaka bir sabah kahvaltısında ağırlamak istiyorum diyor. Memnuniyetle kabul ediyoruz.
Paşa'nın Maykopu tarife eden bir sözü kafamın içinde takılı olan bir plak dönüyor: "Başka şehirlerin içine park kurulur, bu şehir parkın içine kurulmuş, her taraf yemyeşil."

Bu şehrin durumu bir benzetme ile ancak bu kadar ifade edilebilir.
Evet, Maykop "Parkın içine kurulmuş şehir."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

VERHNİY LARS (UPPER LARS)

Gürcistan ile Rusya (Kuzey Osetya) arasındaki tek aktif kara sınır kapısıdır. Gürcistan ile Rusya arasında geçişin sağlandığı ve...