Ermenistan’ın biraz güneyine, daha dağlık kesimine, serin, yağmurlu; insanlarının da bir o kadar sıcak olduğu Goris’e…
Erivan’dan Goris’e Güney Otobüs Durağı (50 Tigran Mets Cad.)’ndan kalkan otobüsle (2500 AMD) gidiliyor. Saat 9 ve 16 olmak üzere günde iki otobüs kalkıyor. Bana turist bilgilendirme ofisi belli bir saati yok demişti iyi ki güvenip de geç gitmemişim. Erivan’dan Goris’e 4 saatte gidilebiliyor. Fakat bu ülkelerde mola çok sevildiği için bu süre biraz daha uzuyor. Erivan’dan yola çıkan otobüs bir süre Türkiye sınırına çok yakın mesafede ilerliyor. Bu konumda iken Ağrı Dağı manzarası yolculara eşlik ediyor. Ağrı Dağı, Ermeniler’in deyişiyle Mount Ararat, milli bir sembol niteliğinde. Ermeni halkının tarihi boyunca topraklarının bir parçası olan dağ, şu an acı bir biçimde gördükleri ama ulaşamadıkları, ötesine geçemedikleri bir konumda.
Yolculuk boyunca bir gidiş bir dönüş olmak üzere çift şeritli bir yol kullanılıyor. Zaten ülkede bizimki gibi duble yollar görmek imkansız. Yolda yarım saatlik bir mola Yeghegnadzor Food Court adlı yol tesisinde veriliyor. Hiç aç olmamama rağmen bir lahmacun da burda tatmayı ihmal etmedim. Nedenini pek açıklayamıyorum ama Ermeni lahmacunları gerçekten çok lezzetli, belki de baharat çeşidi ve dengesinden dolayı olabilir.
Yol o kadar keyifli ki. Değişen iklim ve coğrafi yapı kendini belli ediyor. Meyve bahçelerinin yerine geniş bozkırlar, buğday tarlaları alıyor. Ardından kocaman dağlar ve vadiler. En sonunda puslu ve ıslak bir hava. Saat 13’ü biraz geçe şehre vardık. Önce Lovely Goris diye bir hostelden yer ayırtmıştım. Ancak şehirde dolanıp bir türlü verilen adreste orayı bulamayınca Center isimli bir yere rezervasyonumu değiştirdim. İyi ki de değiştirmişim. Tüm gezginlerin bir arada kaldığı popüler bir yerdense bir Ermeni ailenin evinin bir odasında kalma fırsatım oldu. Eve gidince önce kadınla beraber yatağımın çarşaflarını değiştirdik, ardından bana anahtarları verdi. Türk olduğumu öğrendiği için pek hoşnut olmamış gibi geldi ama bilemedim.
Goris, ülkenin ilk düzenli planla inşa edilmiş bir şehri imiş. Binalar maksimum iki katlı ve Erivan’daki binalardan oldukça farklı. Oradaki gibi mor ve kzılı rengi taş kaplama yerine direkt taştan yapılmış evler var. Taşların arası beyaz harç ile doldurulmuş. Şehrin ise alt yapı sorunu yok. Yolların kenarlarında suların aktığı çukurlar bulunuyor, şarıl şarıl sular akıyor. Şehirde ben ziyaret etmedim ama Resim Galerisi, Arkeoloji Müzesi ve Aksel Bakunts Ev Müzesi bulunuyor. 25 bin nüfusa sahip şehirden Vararak adlı bir nehir geçiyor, zaten şehir de bu nehrin oluşturduğu vadinin içinde dağlarla çevrilmiş bir konumda bulunuyor. Taş devrinden bu yana yerleşimin olduğu şehir İpek Yolu’nun önemli duraklarından biriymiş. Goris’e gelen birinin mutlaka gitmesi gereken yer Tatev Manastırı. Yine şanslıydım ki sadece Pazartesi ve Cuma günü saat 9 ve 15’te Tatev’e giden dolmuşa yetişmiştim. Dolmuş yine hurda ve tıklım tıklım doluydu. Yanıma oturan adam nereli olduğumu sorunca “Türk” olduğumu söyledim ve beni okşadı bağrına bastı. Ermeniler’in Anadolu'ya karşı ayrı bir sempatisi var. Tatev’e Goris’ten yolculuk 1 saatte fazla sürdü herhalde. Saate bakmadım çünkü yol öylesine yokuşluydu ki otobüsün çıkamayışını izlemek çok heyecanlıydı. Asfaltsız dağ yolunu çıkmaya gücü yetmeyen otobüs sürekli duruyor, tekrar çalıştırılıyor, garip sesler çıkara çıkara yoğun egzos dumanıyla yavaş yavaş dağı tırmanıyordu. En nihayetinde Tatev’e vardık. Tatev, bir köy ama ben köye değil de köyün biraz aşağısında bulunan Tatev Manastırı’na doğru ilerledim.
9. yüzyıldan beri ayakta olan Tatev Manastırı, Ermenistan’ın en eski ve en meşhur dini mekanlarından biri olma özelliği taşıyor. Zamanında manastır aydınlanma konusunda önemli rol oynamış, Tatev üniversitesi teolog, filozof ve sanatçıların eğitim merkezi olmuş. 1912 yılına kadar kilisenin kütüphanesi de işlevini koruyormuş ve burada birçok önemli el yazması eser mevcut imiş.
Manastır kompleksi büyük taş duvarlarla çevrili ve 3 kilise bir arada bulunuyor. Şu anda Tatev Camlandırma Projesi kapsamında manastırın belli kısımları aslına uygun şekilde restore edilmeye çalışılıyor ancak doğal görünümlü taş yerine daha düz ve keskin kesilmişlerinin konmuş olması gerçekçiliğini bozuyordu. Teleferiğe de bindim ama “Ne ile döneceğim?” derken bulduğum taksici bana 4000 AMD’ götüreceğini söyleyince kariı çıkmak zorunda kaldım. Belki kendim birini bulup taksiyi paylaşabilirdim. 12 dakikada bir yolcu indiren teleferiğin kapısında beklemeye koyuldum, hemen önündeki elma bahçesinden de karnımı doyurdum J. Şans eseri taksici yanıma gelip fiyatı 1500 AMD’ye düşürdü, ben de kabul etmek zorunda kaldım. Çekyalı çocuklarla taksiyi paylaştırdı, daha doğrusu ek olarak benden de para alarak kazıkladı diyebilirim.
Goris’e tekrar vardığımda hava yavaştan kararmaya başlamış, hafif de yağmur çiseliyordu. Şehir zaten küçüktü, dükkanlar da yavaş yavaş kapanıyordu. Sokaklarda rastgele dolaşırken bir lavaşçı karşıma çıktı. Ermeni lavaşı muhteşem bir şey. Hele ki sıcağına denk geldiyseniz… Un, tuz ve su ile hazırlana hamurun pişirilmesi için odun ateşi ile yakılmış “tonir” adlı fırınlar gerekiyor. Yerin içine doğru kuyu gibi ilerleyen bu fırınların duvarına yapıştırılarak pişiriliyor lavaşlar. Tabi yuvarlak top şeklindeki hamuru büyük dikdörtgen şeklindeki yastığımsı şeye gerdirerek yapıyorlar bu işlemi. İnsanlar bu uzun lavaşlardan 5-10 tane birden alıyor genelde. Ama ben sıcak sıcak tereyağı ve peynirle yemeyi tercih ederim. Lavaşımı alıp, markete girdim. Küçük bir parça peynir, yoğurt, biraz da domates… Marketteki kasap bölümünde istediğin eti 30 dakika içerisinde pişirmeleri de çok hoştu. Bekleyebilecek olsam mutlaka yaptırırdım. Goris’te yağmurlu bir sabaha uyandım. Ermeni annem bana kahvaltı hazırlamıştı. Lavaş, pide, kayısı ve frambuaz reçeli, peynir, yumurta, tereyağı ve çay… Kadının yaptığı reçeller çok lezzetliydi. Kadın da yanıma oturup billikte Türkiye'yi konuştuk Türkiye’yi çok merak ediyordu, Türkiye’de de 3 ay, 3 hafta veya 3 gün kalmıştı, hangisini demek istedi bilemiyorum artık. Erdoğan’ı da çok merak ediyordu, Azeriler gibi hayranı değildi. Kısa da olsa hoş zaman geçirdiğim Goris’ten doğruca başkent Yerevana doğru hareket ettim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder